AYASOFYA NEDEN İBADETE AÇIL(A)MIYOR

      Saygıdeğer okuyucularım Bu yazımızda İstanbul’un Fetih yıldönümlerinde gündeme taşınan “fethin sembolü Ayasofya’nın yeniden ibadete açılması” yönündeki tartışmalara değineceğiz.

AYASOFYA NEDEN İBADETE AÇIL(A)MIYOR
31 Mayıs 2020 - 17:19 - Güncelleme: 01 Haziran 2020 - 09:39

Hatırlayacaksanız geçen hafta İstanbul’un fethinin 567. Yıldönümünü şanla şerefle kutlamış, çağ açıp çağ kapatan bu fethi, 21 yaşında çok genç olmasına rağmen dahi kumandan, büyük padişah Fatih Sultan Mehmet’in Osmanlı Devleti’ni “devletten imparatorluğa”, bir cihan devleti haline getirişini yeniden gururla yad etmiştik.

İstanbul’un fethiyle Ortodoks dünyasının en büyük mabedi olarak kabul edilen Ayasofya Fatih’in emriyle kısa bir sürede camiye dönüştürülmüş fetih sonrası ilk Cuma namazı kılınmıştır. Daha sonraki zamanlarda ve değişik padişahlar döneminde minareler yanında medrese, kütüphane ve aşevi de ilave edilerek külliye olarak kullanılmaya başlanılmıştır.

1923 Cumhuriyet’in ilanından sonra 1931 yılına kadar camii olarak kullanılan Ayasofya kapatılmış, bu tarihte Amerika Bizans Enstitüsü tarafından mozaikler ortaya çıkartılma izni alınmış, bu çalışmalar 15 yıl sürmüştür. Daha sonra Ayasofya’nın 24 Kasım 1934 Bakanlar Kurulu kararıyla müze olarak açılmasına karar verilmiştir. 1997-2002 tarihleri arasında Dünya Anıtları Fonu’nun desteği ile restore edilmiş ve UNESCO Dünya Mirası listesine alınmıştır.



Ayasofya’nın müzeye çevrilmesinden sonra fetih yıldönümlerinde olduğu kadar değişik zaman dilimlerinde bazı sivil toplum kuruluşları yanında bazı muhafazakâr siyasi partiler de seçim önceleri Ayasofya’nın yeniden ibadete açılması gerektiği yönündeki açıklama ve vaatleri de hafızalarda tazeliğini korumaktadır. Özellikle bu tartışmalar 2000’li yılların başından beri sürmekte…

Müzenin yeniden camiye dönüştürülmesini isteyenler; Ayasofya’nın “1936 tarihli tapu senedine göre Fatih Sultan Mehmet Vakfı adına türbe, akaret, muvakkithane ve medreseden oluşan Ayasofya-i Kebir Camii Şerifi adına tapuludur ifadesinin Ayasofya Müzesi’nin resmi internet sitesinde yer almasını dayanak göstermektedirler. Buna istinaden 2005 yılında “Sürekli Vakıflar Tarihi Eserler ve Çevreye Hizmet Derneği” 1934 tarihli bakanlar kurulu kararının iptali ve yürütmenin durdurulması istemiyle Danıştay’a dava açar fakat Danıştay bu isteği reddeder. Aynı dernek 2018 yılında bu sefer aynı istemle Anayasa Mahkemesine dava açar, Anayasa Mahkemesi de derneğin talebini reddeder.



Ekim 2013’te milletvekili Yusuf Halaçoğlu tarafından TBMM’ye Ayasofya’nın camii olarak yeniden ibadete açılması yönünde bir kanun teklifi sunulur. Gerekçe olarak da Ayasofya’nın müze olmasına ilişkin 1934 tarihli bakanlar kurulu kararının resmi gazetede yayımlanmamış olmasını ve tapusunda hala camii olarak belirtilmesini dayanak göstermişti. Halaçoğlu’nun bu teklifinin 15 Kasım 2013’ten bu tarafa Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonundan henüz bir karar çıkmadığı için genel kurula sevki bir türlü gerçekleştirilemediği iddialar arasında (...!)


Bu fetih yıldönümünde de Ayasofya’nın yeniden camiye çevrilme konusu ve tartışmaları gündeme yansımıştı. Eminim birkaç gün sonra da yeniden unutulup gidecek, bazı çevreler, kitlelere şirin görünmek adına olsa gerek bu konuyu şöyle bir kaşıyıp geçmiş olacaktır.

Ayasofya’nın yeniden camiye çevrilmesi tartışmaları sürerken ve fethin sembolü olan bu ulu mabedin ibadete açılma özlemi ile bekleşen Müslüman, muhafazakâr milletimizin bu beklentileri acaba ne zaman hayata geçirilecek?

Anladığımız kadarıyla Ayasofya’nın yeniden camiye dönüştürülmesi konusunda hukuki ve haklı gerekçeler mevcut. Ona rağmen hangi nedenler buna engel olmaktadır?

Yetkililerimiz artık bu konuyu dini, siyasi tartışmaların ve istismarların mecrasından çıkartmalı; “ya bir an önce Ayasofya’yı yeniden ibadete açmalı” milyonların arzusunu yerine getirmeli, ya da bu sembol mabedin camiye dönüştürülmesinin önündeki varsa yasaları ve varsa uluslararası bir takım gizli-aşikar anlaşmaları açıklamalıdırlar.

Patrikhane tarafından İstanbul’un Ortodoks dünyasının merkezi kabul edilmesi ve buna inanılması, sürekli bu iddiada bulunması, öncelikle Rum ve Rus Ortodoks Kiliseleri arasındaki ve Katolik Mezhepleri arasındaki çekişmelerde yoksa önemli bir politik denge unsuru olarak mı kabul edilmektedir? Hatırlanacağı üzere Katolik dünyası liderleri papaların Türkiye ziyaretlerinde Ayasofya’yı ziyaret ederek dua etmesi hem Türkiye kamuoyunda hem de Ortodoks dünyasında eleştirilere yol açmıştı.

Ayasofya’nın UNESCO Dünya Kültür Mirasları ve Dünya Anıtları izleme listesine alınması, uluslararası güçlerin baskıları bu mabedimizin yeniden İslam ile şereflenmesi, fethin manasıyla taçlanan secdelerin sevinç gözyaşlarıyla ıslanması, Allahu Ekber nidalarıyla minarelerinin ezanlarla seslenmesinin önünde bilinmedik sebepler mi oluşturmaktadır? Hangi sebeple olursa olsun yüce Türk milletinin bunları bilmesi en doğal hakkıdır. Sultan Ahmet Camii’nin muhteşem duruşuna, günde 5 vakit Allah’a davet etmesine karşılık artık Ayasofya’nın mahsun mahsun, boynu bükük bakışına artık bir son verilmelidir!

Son söz;

Ayasofya müze olmaktan çıkartılmalı, yeniden o kutlu manevi hüviyetine, camiye çevrilmelidir. Müslüman
Türk milletinin bu yöndeki beklentileri cevap bulmalı… eğer bunun mümkün olmadığı iddia ediliyorsa bu konu aziz milletimize samimi bir şekilde izah edilmelidir.
Artık Ayasofya dini, milli ve siyasi istismarların merkezinden çıkartılmalı halkımızın inanç duygu ve değerleriyle daha fazla oynanmamalıdır.
Selam ve saygılarımla…
Evde kalın… Sağlıkla kalın sevgili okuyucularım…
 
 
 

Bu haber 402 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum