BİZ SENİ UYANIK BİLİRDİK

BİZ SENİ UYANIK BİLİRDİK
26 Şubat 2018 - 09:37

İstanbul'da kenar semtlerden birinde oturan yaşlı bir kadın, padişahın huzuruna çıkmak istediğini saraydaki görevlilere bildirmiş. Bunun üzerine sultanın karşısına çıkarılmıştı. Yaşlı kadın : Evinin soyulduğunu ve bu olaydan padişahın sorumlu olduğunu söyleyerek, şikayette bulunur. Bunun üzerine hiddetlenen Kanuni:  -Bana bak kadın, sen niçin bu kadar derin uyku uyudun da evinin soyulduğunu duymadın? deyince, yaşlı kadın 
Padişahım! Kusura bakma, biz seni uyanık bilirdik, onun için evimizde rahat uyuyorduk der. Bu cevap üzerine Kanuni utanarak : -Haklısınız diyerek, kadının çalınan mallarının bedelini kendi malından öder. 

 

 İŞTE HAK  İŞTE SALAHİYET 

Yıldırım Beyazit, serkeşlik eden Bulgaristan'ı fethetmişti. Buna içerleyen Macar Kralı Sigismund, başkent Bursa'ya özel elçisini fethi proteto etmek ister. Elçiler Bursa'ya girerler. Geliş çoktan tüm şehirde duyulmuş, gavur görmemiş meraklı halk sokaklara dökülmüştü. Halk süslü koşumlu atlara binmiş elçiyi ve korumalarını izlemekte, bir yandanda gülümseyerek dalga geçiyorlardı: 
" Vay canına Durak Çavuşum! Görmekte misin ki; koşumlar atlardan, atlar binicilerinden daha değerli... Şu gavurcuklar çok alem vesselam!" "Bunlar niye kadın gibi süslenmişler böyle?" Elçi söylenelerin birkısmını anlar ama bozulduğunu göstememeye çalışır. Zira kral her şart altında diri durmasını emretmişti: "Azametli dur, sert bak, Osmanlı'ların içine korku salmaya çalış! Macar kafilesini görünce yürekleri ürpersin. Padişaha da meydan oku. Hangi hakla Bulgaristan'ı fethetdiğini sor. Üzerine yürü. Yüklenebildiğin kadar yüklen! Beni temsil ettiğini unutma." Elçi kralın söylediklerini içinden tekrarlaya tekrarlaya yeniçerilerin ardından saraya girer. 
Yıldırım Beyazıt elçiyi huzuruna kabul eder. Elçi önce getirdiği hediyeleri takdim eder ve söze başlar: "Azametlü, kudretlü, asaletlü, fehametlü Macaristan Kralını temsilen..." Sadrazam elini kaldırıp elçiyi susturur: "Sadede gel elçi, bizim boş vaktimiz yok. Ayrıca da biz kuvvet, kudret, azamet kaynağı olan Allah'tan başka hiçbir kuvvet, kudret, azametten korkmayız. Bunu böyle belle ve buna göre kelam et." Macar elçi ne diyeceğini şaşırır ve kekelemeye başlar: " Ama kralımızın ordusu çok büyüktür, o yüce bir kraldır." "Dağ ne kadar yüksek olursa olsun yel üstünden aşar." 
"Siz yel değilsiniz ki..." "Evet ama sizde dağ değilsiniz! Bize Yıldırım dendiğini duymuşsunuzdur." "İyi ama siz hangi hak ve hangi selahiyetle Bulgaristan'ı işgal ettiniz?" Yıldırım Han bir Kur'an ve bir kılıç getirilmesini emreder. Sağ eline Kur'an'nı, sol eline kılıcı alır. Önce sağ elini göstererek: "İşte hak!" Sonra sol elini havaya kaldırıp: "İşte selahiyet!" Sonra elçiye: " Var git şimdi cevabımızı kralına aynen ilet, kendisinden korkmadığımızı söyle. Biz hakkı Kitabimızdan, selahiyetide kılıcımızdan alırız! Allah'a güvenir yalnız Ondan korkarız. Bütün küffar birleşip üstümüze gelse davamızdan dönmeyiz!" 
 
ONLAR VE BİZLER!
 
Dumanlar içinde hasıra sarılmış gencecik bir beden... 
Adı; Zübeyr bin Avvam (ra) 
Suçu: Müslüman olmak 
Yaşı: Henüz on beş 
İşkence yapan: Öz bir amca 
Kesik kesik öksürükler içinde zulüm kokan bir ses yayılıyor etrafa. 
- Muhammed'in Rabbini inkar et! Seni bu işkenceden kurtarayım. Cevap bir meydan okumadır sanki: 
- Hayır. asla küfre dönmem. Bir şehâdettir bu ölümü hiçe sayan. 
Bu şehâdet, dumanla birlikte yükselirken semaya, ateş bir kez daha körüklenir zalimce. 
Bir zülümdür bu, amca merhametinin de üstünde olan.. 
*** 
İdam sehpasında bir kahraman...
Adı: Hubeyb bin Adiy (ra)
Suçu: Müslüman olmak.
Allah(c.c)  Resûlü Kureyşle ilgili bilgi toplamak istiyor. Âsım bin Sâbit (ra) başkanlığında on kişi toplanıyor. İçlerinde O da var. Hassan bin Sâbit (ra) şiirinde şöyle sesleniyor ona; Ey Ensar' ın ortasındaki şahin!Yumuşak huylulukta pırıl pırıl olan; Asım bin Sabit ve sekiz arkadaşı yolda yüz okçunun hedefi olup, şehit oluyorlar. 
Hubeyb bin Adiy ve arkadaşı Mekke de esir pazarında...İntikam ateşleri içinde yanan el Haris oğulları bu isme hiç de yabancı değiller. Karar: Ateşle işkence El Harisin kızı telaş içinde; Mekke sokaklarında bağırıyor. Onu elinde büyük bir salkımdan üzüm yerken gördüm. 
Halbuki o zincirle bağlı hem Mekke'de bir üzüm tanesi bile yok. Her şeye rağmen gözleri önünde idam sehpaları hazırlanıyor Hubeyb bin Adiyyin. Mızraklar bilenmiş her şey hazır. 
Dilinde bir duâ Allahı'ım, biz peygamberin risaletini tebliğ ettik. Bize yapılanları O'na ulaştır. Ve mızraklar Hubeyb'in vücudunda.. 
Müslüman olacağını rüyasında gören bir genç... 
Adı: Hâlid bin Said (ra) 
Suçu: Müslüman olmak 
Ay ışığının aydınlattığı karanlık bir oda.. 
Köşeye sinmiş, aç, susuz ve dövülerek işkence edilmiş bir beden. 
İşkenceyi yapan: Bir baba Üzerine kapatılan kapılar Onu Rabbiyle baş başa bırakıyor. Şimdi ne odanın karanlığı acıtıyor içini ne de yaralarından akan kanlar. İmanın teselli etmediği yer mi var?! Fakat bu kadar işkence kafi değil bu baba için. Mekke'nin kızgın kumlarına yatırıyor oğlunu. Yetmiyor ağır taşlar koyduruyor üzerine...
Habeşli siyahi bir köle... 
Adı: Bilal-i Habeşi (ra) 
Suçu: Müslüman olmak. 
İşkenceyi yapan: Efendisi Ümeyye bin Halef 
Kölesinin Müslüman olması çileden çıkartıyor onu:
  -And olsun sen ölmedikçe yahut Muhammed'i ve onun dinini inkar etmedikçe bu azabı üstünden eksik etmeyeceğim. Ücretle tutulmuş müşrik çocukları tarafından boynundaki iple aç, susuz Mekke sokaklarında gezdiriliyor. Önce kızgın kumlara yatırılmış olacak ki, izleri hala sırtında. ALLAH(C.C) ve Rasulünün aşkıyla yanan bir kalbe sahip bedeni kızgın kumlar ne kadar yakabilir ki!? 
*** 
Urganla direğe bağlanıp bayılana kadar dövülen edep ve haya timsalidir O 
Adı: Osman bin Affan (ra) 
Suçu: Müslüman olmak. 
İşkenceyi yapan: Amcası Hakem bin Ebu-l As 
Melekler bile haya ediyor O'ndan.. 
*** 
Yeryüzünde yürüyen bir şehit... 
Adı: Talha bin Ubeydullah (ra) 
Suçu: Müslüman olmak 
İşkenceci: Nevfel bin Adviye 
İple bağlanıp işkence edilen bir sahabi de O. 
Ama ALLAH  Rasulü Ondan bahsederken Yeryüzünde yürüyen bir şehide bakmak isteyen Talha'ya baksın buyuruyor.
*** 
Ve Habbab bin Eret... (ra) 
İşkencenin beklide en ağırı Onaydı. 
Efendisi Ümmü Ammar Onu ateşe yatırır, vücudu ateşi söndürmeden kaldırmazdı. 
***********
İşte... Bir yanda cahiliye bataklığının tam ortasında bir devir ve kalplerindeki Yaradanına sığınma arzusunu kendisine bile faydası olmayan taşlarda arayan zavallı bir beşeriyet... 
Diğer yanda hidayet güneşinin aydınlığında asr-ı saadet denilen ve içlerinde daha dünyadayken cennetle müjdelenen nice hidayet erlerinin çıktığı bir insanlık. 
Peki neydi onları karanlık kuyuların güzel Yusufları yapan? 
Yusuf'un güzelliğine bir sebep kuyunun karanlığıydı belki de... 
Ya neydi onları secdelerin sultanı yapan? 
Sultanlığa sebep secdedeki zillet tacını giymekti belki de... 
Atalarının dininden ayrılıp Hakkı dolayısıyla işkenceyi zulmü kabul ve tasdik edenler. İşte onlar... İşte biz.... 
Onların çektiklerini çekmeye hangimiz hazırız. Bunca işkence ve zulüm karşısında kaçımız ALLAH'U EKBER DİYE DİRENEBİLECEĞİZ?! 
Onlar neler çekti, biz, neler gördük? Her birimiz cahiliye kuyularında boğulmayan Yusuf'ların aksine ahir zaman kuyularında boğulmaya talip olmuş gibiyiz! Düşünebildiği kadar insan olan insana Nebiy-i Zişan'ın bu sözü kafi gelir herhalde: "Sizden öncekiler âhiret işlerinden arta kalan vakitlerini dünyaya harcarlardı. Sizler ise dünya işlerinden artan vakitlerinizi âhirete sarf ediyorsunuz". 
Allah'ım bizi ne kadar anlatan bir söz! İşkence edenler ve edilenler.. Dünya lezzetlerini tercih edenler ve âhireti özleyenler.. Büyük bir göç var, herkes gidiyor. 
Zulmedenler de zulme uğrayanlar da zulme seyirci kalanlar da bu sevkiyata karşı koyamaz. Göç muhakkak… 
Bu göçte secdedeki zilleti tercih eden sultanların önderliğiyle ahir zaman kuyularında boğulmayan Yusuf'lar olmak duâsıyla..

Bu haber 969 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum