HAYATIMIZA YÖN VEREN DEĞERLER - 14 KİMLERDİ BU GÜZEL İNSANLAR? YENİDEN MİLLİ MÜCADELECİLER

HAYATIMIZA YÖN VEREN DEĞERLER - 14 KİMLERDİ BU GÜZEL İNSANLAR? YENİDEN MİLLİ MÜCADELECİLER
06 Şubat 2021 - 18:06 - Güncelleme: 06 Şubat 2021 - 18:52
            Sevgili okuyucularım;

Yazı dizimize 1991 Genel Seçimlerinde, Refah Partisi, Milliyetçi Çalışma Partisi ve Islahatçı Demokrasi Partisinin gerçekleştirdiği ittifak çalışmaları ve bu süreçte yaşanan hadiselerden bahsedeceğiz.

Hatırlanacağı gibi ülkemizde1983 yılından bu tarafa seçim sisteminde %10 ülke barajı uygulaması devam ediyor ve günümüzde var olan ittifak sistemi de yasaktı. Yani dönemin seçim yasalarıyla küçük fikir partilerinin %10’luk seçim barajını aşması ve bir ittifak dahilin de seçimlere katılarak parlamentoya girme şansları pek olası değildi.

Ülke genelinde baskın olan siyasi hakimiyet ANAP, DYP ve SHP gibi üç partinin gölgesinde yürütülmekteydi. Türk Milliyetçisi ve muhafazakârların siyaset yaptıkları Anavatan ve Doğru Yol Partisinde söz konusu profilde idarecilerin zamanla dışlanmış olması, önemli görevlerden el çektirilmesi Milliyetçi-Muhafazakar kesimlerde büyük rahatsızlıklar oluşturmaya başlamıştı. Aydınlar Ocağı, Birlik Vakfı, Yazarlar Birliği gibi Milliyetçi-Muhafazakâr aydınların bulunduğu sivil toplum kuruluşlarının, bu görüntüden rahatsız olarak bir arayışa girdiklerini,  bu mevcut sağ partilerin dışında bir seçenek tercihine yöneldikleri iddialarına rastlıyoruz.



Bu odakların diğer küçük sağ partiler arasında “BİR İTTİFAKIN” gerçekleştirilmesi fikrini yaymaya; Refah, MÇP, IDP gibi partilere ve tabanlarına  empoze etmeye çalıştıkları, kendileri gibi düşünen medya organları ve gazeteciler vasıtasıyla da bir gayret içine girdikleri gözlemleniyor. Bazılarına göre ise; bu girişimlerin diğer sağcı kitle partileri olan ANAP ve DOĞRUYOL’a karşı bir koz olarak kullanma, dışlanan milliyetçi- muhafazakar kadroların yeniden bu partilerin önemli kademelerinde yer almasını sağlamak amaçlı  bir çaba ve girişimin olduğu iddiaları da dile getirilen bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor.


Bahsettiğimiz bir ittifakın nasıl, nerede, hangi şartlarda gerçekleştirileceği ise tam bir muamma olarak karşılarına çıkıyor.  Bu üç partiyi bir araya getirmenin hemen hemen imkânsızlığının verdiği sıkıntıyla mücadele ediyorlardı. Partilerin tabanları, birçok il-ilçe ve taşra teşkilatları böylesi bir ittifaka iştiyakla ve heyecanla yaklaşıyor, desteklerini ifade ediyorlardı. Fakat Genel Başkanlar ve Genel Merkezler nezdinde aynı tabloyu görmek pek mümkün gözükmüyordu. Önerilen sistem “parti ittifaklarının kanunen imkânsız olması” dolayısıyla bir parti adı altında seçime girilmesini mecbur kılıyordu. Bu düşünülen parti ise;  Refah Partisiydi. Her üç parti arasında geçen  seçimlerde en yüksek oyu almış olan Refah Partisi’nin ismi altında seçime girilmesi hedefleniyordu.

Öngörülen bu proje ile seçime katılınılmasına öncelikle Refah Partisi’nin güneydoğu kesimi yani “İslamcı Kürt menşeli,  illerinden ve yazar-çizer, gazeteci tebaasından yüksek sesle itirazlar gelmiş, IDP – Aykut EDİBALİ ile yapılacak ittifaka evet, fakat MÇP-Alparslan TÜRKEŞ in başını ektiği kesimle bir ittifaka hayır dedikleri Milliyetçi- şovenist bir parti ile ittifaka kesinlikle karşı çıktıklarını ifade ediyorlardı. (!...... ) MÇP içinde de Refah Partisi ile yapılacak bir ittifaka sıcak bakmayanlar olduğu gibi “Refah içinde yer alan, “Kürtçü” siyasi bir anlayışla” bir araya gelerek ittifak yapmanın imkânsızlığı tartışılıyordu. Görünen o ki, bu ittifakın gerçekleşmesi bir hayli zor, hatta mümkün olmayacağı yönündeydi.



İttifak formülünün Türkiye çapında duyulmasından sonra Milliyetçi - Muhafazakâr kesimlerde başlayan heyecanlı bekleyiş, partilerin zirvelerinde çok sert tartışmalara sebebiyet teşkil ediyor, Refah ve MÇP’nin bazı teşkilatlarında şiddetli bir şekilde eleştiriliyor, özellikle Refah’ın Güneydoğu illerinde istifa ve ayrılık tehditleriyle gündeme geliyordu. Tüm bunların yanında Milli Mücadele Hareketi’nin lideri olan Aykut EDİBALİ’nin geçmiş yıllarda birçok makalelerinde Milliyetçi, Muhafazakar, Sağ Partileri Milli İttifaklara çağıran yazıları bilinmekteydi. Edibali, 31 Aralık 1973 tarihinde Sağ Partilere hitaben yazdığı bir makalede:


“-Farklı düşüncelere rağmen, Türkiye Milliyetçilerinin sadece milli temayülleri ve halk kitlerinin umudu hatırına Milli bir ittifak gereklidir, diyoruz ve başka bir yol tanımıyoruz. Ya Milli İttifakın candan desteklenmesi yahut; halkımızın da Milli partilerimizi de acımazsızca hesaba çekişi… Başka yol yoktur. Ve bu son sözdür.” Şeklinde çağrılarına rastlıyoruz.



Bu ittifakın sonuçları itibariyle, Türk siyasi hayatını etkileyen bir dönüm noktası olduğunu günümüzden, o günlere bakınca rahatlıkla  idrak edebiliyoruz. Öyle ki üzerlerinden adeta bir silindir geçmiş gibi 12 Eylül Askeri İhtilalinin mağduru olan Ülkücü Hareket yani MHP, yeniden ayağa kalkma şansı yakalamış, varlığını deklare etme imkanına sahip olmuş, mecliste temsil etme hakkına yeniden kavuşmuştur. Refah Partisi baraj altında kalma tehlikesinde iken, umulanın çok üzerinde sandalye sayısıyla kendisini ileri dönemde iktidara taşıyacak bir atlama taşı olarak ittifakı kullanmıştır. Islahatçı Demokrasi Partisi de ilk defa mecliste temsil edilme şansı yakalamıştır.





İttifak sayesinde günümüzün önemli siyasi aktörleri o dönem siyaset sahnesinde boy göstermiş, tanınmaya başlanmıştır. Abdullah Gül, Abdullatif Şener, MUHSİN YAZICIOĞLU,  gibi isimler aktif olarak kendilerini hissettirmeye başlamışlardır. Bu isimlerin yanında Tayyip Erdoğan ise aday olmasına rağmen tercihli sistem sebebiyle seçilememiş, daha sonra ise siyasetteki hızlı tırmanış sürecini başlatan İstanbul Belediye Başkanlığı yolu açılmıştır. Aynı şekilde şekilde Melih GÖKÇEK’ te gelecek dönem Ankara Belediye Başkanı olacaktır.


İttifak öncesi partilerde yaşanan sıkıntılı süreçleri irdelerken; bazı kesimlerce “Kutsal İttifak” olarak adlandırılan bu gelişmelerin, daha sonra “İTTİFAKIN MİMARI” olacak  Aykut Edibali açısından ve Islahatçı Demokrasi Partisi için bu zaman diliminde yaşanan bazı gelişmeleri de ismi bizde mahfuz partinin ilerleyen zamanlarından önemli görevler ifa etmiş, bir idarecinin yaşadığını iddia ettiği gelişmeleri de sizlerle paylaşma gereği duyuyoruz.

 
YAŞANMIŞ BİR KISIM SİYASİ HATIRA

“Islahatçı Demokrasi Partisi içinde, Başkanı eleştirmek geleneği bizde sindirilmiş durumdaydı. Bu durum parti ileri gelenlerini, Genel Merkezdeki arkadaşları ikiye bölmüş gibiydi. Ben her iki grubun arasında bulunuyordum.

Eleştirenlere sordum. “Sizin seçimler için düşündüğünüz fikirleri benimsiyorum. Ama siz bunları neden kendi aranızda konuşuyorsunuz da başkanla konuşmuyorsunuz?”

Edibali İzmir’de ikamet ediyordu. Recep Kırış dedi ki: “Biz gidip konuşmak istiyoruz fakat başkan bizi kabul etmiyor”  O zaman cep telefonu filan yoktu. “Nasıl kabul etmez? Benim partide bir görevim ve sıfatım yok. Öyle olmasa ben konuşurdum” dedim. Masadaki telefonu göstererek “Lütfen telefon edin! Eğer siz telefon etmezseniz ben telefon edeceğim” dedim. Bunun üzerine rahmetli Ömer Polat (Sivas)   Recep Kırış’a  (ittifak sonrası Islahatçı Demokrasi Partisinden Kahramanmaraş Milletvekili Seçilir.) “Recep bir telefon et yav!” deyince Recep Bey telefonu aldı ve Edibali ile konuşmaya başladı. Ülke gidişatının çok kötü olduğunu, bir şekilde birileriyle ittifak ederek partiyi meclise taşıyıp bir grup kurmamızı, televizyon ekranını delmemiz gerektiğini söyledi.  (o zaman sadece TRT devlet televizyonu vardı) Daha birçok etkili sözlerle Edibali’yi görüşmeye ikna etti. Edibali, “Peki öyleyse Cumartesi saat 14’te sizi İzmir Termal Otel’de bekliyorum” Deyince herkes sevinmişti.

Ben olayları yakından görmek, kim haklı kim haksız bilmek istiyordum. Ama içimdeki yanlışı ifade etmekten de geri kalmıyordum. Öyle ki Ömer Polat Beye şunu söyledim: “Benim partide herhangi bir resmi görevim yok. Fakat ben de sizinle gelmek istiyorum. Başkan sizin görüşlerinizi kabul etmediği takdirde de benim yerim yine başkanın yanıdır”  O da doğrudan karşı gelmekten çekinircesine “Tabii ya. Başkana rağmen bir şey yapacak değiliz. Tamam, sen de bizimle gel” dedi.

7 kişi iki arabayla sabah Ankara’dan çıkıp İzmir’e gittik. Termal Otel’in bahçesine ulaştığımızda Edibali, iki Zaman gazetesi muhabirine röportaj veriyordu. O zaman röportajı kaydedecek bir cihaz yoktu. Muhabirler, söylenen sözleri yazı ile tespit ediyorlardı. Edibali, şöyle diyordu: “Biz IDP olarak seçimlere girmeyeceğiz. Herhangi bir ittifak da yapmayacağız. Sağ olsun, sol olsun, hangi parti bize Türk Milletine anayasal haklar getirmeyi taahhüt ederse hiçbir karşılık beklemeden onu destekleyeceğiz.” Diyordu.

Biz ne için gittik, Edibali ne diyordu? Gazeteciler gidince otelin lobi odalarından birine geçtik. Edibali, 4 saat bize dini, siyasi, felsefi, tarihi sohbetini yaptı. Bizim beklentimiz konuya girmekti. En sonunda rahmetli Dr. Hamdi Kalyoncu konuşmak için izin istedi. Hatırladığım kadarıyla ülkenin kötü gidişine dur demek için bir parti ile ittifak yapmamız gerektiğini uzun gerekçeleriyle anlattı. Sonra sırayla herkes söz aldı. Tek bir kişi konuşmadı: Hacı Ali Özdemir. O, hala Edibali’nin genel sekreteri olarak bu tarihte devam ediyor. Diğer kişilerin hemen hepsi ittifak yapılması yönünde görüş beyan etti. İttifak ihtimalleri üzerinde duruldu. Kimlerle ittifak yapılacak? Ortalıkta Abdurrahman Çelik adında bir arkadaşımızın Doğruyol Partisi ile dirsek temasında olduğu, 20 kişilik bir milletvekili kontenjanı verileceği yönünde abartılı bir haberi vardı. Sonra aslı olmadığı anlaşıldı. Sadece 3 kontenjan verebileceklerini söylemişler. Erbakan’ın Refah Partisi ile Türkeş’in Milliyetçi Çalışma Partisi (sonradan MHP oldu) ile ittifak yapılması yönündeki görüşler ağırlık kazandı.

O gün Edibali, “ - Hz. Peygamber Uhut savaşı için yaptığı istişarede çoğunluğun reyine uymuştu. Madem öyle, bizde aynı tavırla hareket edeceğiz. Gidin Erbakan’dan ve Türkeş’ten benim için randevu alın. Salı günü uçakla Ankara’ya geliyorum” dedi. Bu minval üzere Ankara’ya döndük.

 
İTTİFAK GÖRÜŞMELERİ BAŞLIYOR

Ben parti yetkilisi olmadığım için ziyaret heyetinin içinde yoktum. Edibali’yle birlikte birkaç kişilik bir grup önce Erbakan’ı Refah Partisinin genel merkezinde ziyaret ettiler. Televizyon o haberi gösterdi. Edibali, elinde üç gülle gitmişti.

Heyette bulunan Psikiyatrist Dr. Hamdi Kalyoncu daha sonra “ÜÇ GÜLÜN HİKÂYESİ” adıyla ittifak görüşmelerini anlatan bir kitap yazmış, ittifak çalışmalarını geniş bir şekilde bu eserde anlatmıştır. Bu ziyaret sonrası Erbakan durumun iyi gittiğini, kız isteme ötesinde nikâhın kıyılmak üzere olduğu mealinde sözler sarf etmişti.




Oradan çıkıp Türkeş’e gittiler. Dönüşlerinde bize anlatılanlar şu şekilde idi: Erbakan herhangi bir konuşmaya fırsat vermeden sanki biz Refah Partisine iltihak etmeye gitmişiz gibi Oh Oh ! diyerek baklava ikramında bulunup haydi dışarı çıkalım basına poz verelim, dedi. Basın mensupları Üç Gül’ün anlamını sorduklarında Edibali , “ - Gül Hz. Peygamberin sembolüdür” demişti.


Türkeş’e gidince de Edibali, “Sayın Türkeş! Erbakan, sizin hakkınızda çok güzel şeyler söylüyor, birlikte inşallah seçime gireriz” demiş. Oysa Erbakan, “MÇP (Türkeş) ile beraber olalım denildiğinde “Onları bırakın, siz bize gelin yeter” demişti.

Bunun nedeni şuydu: Refah, MÇP’yi Türk ırkçılığı partisi, kendisini de İslamî parti olarak gördüğünden İslamiyet’in ırkçılığa karşı olması nedeniyle kabul etmek istemiyordu. MÇP’nin onlara bakışı da onların Türk düşmanı oldukları yönündeydi. Her iki taraf da birlikte namaz kıldıkları, İslam’ı kabul ettikleri halde siyasi-ideolojik bakış açılarıyla birbirlerine bakıyorlardı. Islahatçı Demokrasi Partisi ise hem İslamiyet’in, hem de milliyetçiliğin savunucusu gibi bir yapıya sahipti. Bu bakımdan ikisi arasında birleştirici rol oynayabilirdi.
Türkeş’ te görüşmede, tıpkı Erbakan gibi, “Siz onları bırakın, bize gelin” demişti.
Görüşmeden sonra Edibali, basına şu açıklamalarda bulundu: (Bir bakıma meşru bir yalan söylüyordu) “ - Üç parti arasında ittifak tamam. Yalnız ittifak yapmak kanunen yasak olduğu için biz partilerimizden ayrılarak Refah Partisi listesinden seçime gireceğiz” dedi. Basın, hemen bunu yayınca memlekette bir bayram havası esti. Ankara dışından genel merkezlere tebrik ziyaretleri olduğu gibi il ve ilçelerde partilerin teşkilatları da birbirlerini ziyaret ederek büyük bir heyecan ve kamuoyu oluşmuştu. Üç parti, kamuoyunun bu baskısı nedeniyle birleşmeye mecbur oldu. 35 gün boyunca gece gündüz devam eden tartışma ve müzakereler boyunca, ittifak defalarca bozuldu, tekrar kuruldu. Sanki ölüp ölüp diriliyorduk. Her parti kendi merkezinde liste hesapları yapıyor, heyetler toplantı yaparak listedeki kontenjan sayısını belirliyorlardı. “


(Bu arada Ankara’da bizzat dönemin Islahatçı Demokrasi Partisi Genel Sekreter Yardımcısı olan ve ittifak çalışmalarının en aktif elemanlarından Sayın Tahsin Serdaroğlu ile konu ile alakalı görüşmemizde bana şunları aktardı:



“- öyle ki yurt çapında, üç parti tabanında ve milliyetçi-muhafazakâr, sağ parti seçmenleri tarafından müthiş bir heyecan ve sevinçle karşılanan “ittifak çalışmaları” maalesef her gün bir bozuluyor, yeniden tekrar başlıyordu. Ben ve yetkili bir grup arkadaşımız bir ay boyunca genel merkezimizde yatıp, kalktık. İttifaka sıcak bakan, diğer iki partinin teşkilat başkanlarıyla sürekli temas halinde oluyor, genel merkezlerimizi ya ziyaret ediyor, telefonlarla yâda telgraflarla ittifakın gerçekleşmesi için bir baskı oluşturmayı hedefliyorduk. Sabahlara kadar uykusuz, bitap bu çalışmaların sekteye uğramasını engellemek için çok büyük gayretlerimiz oldu. Unutamıyorum. O zamanlar cep telefonları yok idi. Ahizeli telefonlarla konuşuyorduk. İnanın her iki kulağım ahize sürtünmesiyle yara – bere içinde kalmıştı. Biz Islahatçılar olarak her türlü fedakârlığı esirgemiyorduk. Bu sıkıntılar ve sürtüşmeler listelerin verileceği son güne kadar devam etmişti.

Son gün rahmetli Erbakan, MÇP ve Rahmetli Türkeş ile ilgili kendisine yapılan baskılara dayanamamış, Aykut Edibali’ye; “Sayın Edibali maalesef MÇP ve Türkeş beyle bu işin olması mümkün gözükmüyor. Gelin biz beraber seçime girelim.” Deyince. Edibali: “Sayın Erbakan MÇP ve Türkeş bey yoksa bizde yok uz. Gerekirse biz MÇP ile seçime gireceğiz restine karşılık, Erbakan; “ Edibali’nin bu teklifini kabul etmek zorunda kalmış, üçlü ittifak gerçekleşmişti.” Şeklinde o günkü yaşadıklarından hatıralarını bizimle paylaştı.)                 


İsmi mahfuz yöneticinin görüşlerine devam ediyoruz.

“Memlekette yüzde on seçim barajı vardı. Yani her parti, tek başına seçimlerde ülke genelinde yüzde on barajını aşmadıkça milletvekili çıkaramıyordu. Hesaplar bir önceki seçimlerde partilerin aldıkları oy oranlarına göre yapılıyordu. RP yüzde 8’e yakın almış, MÇP yüzde 4’e yakın almış, IDP ise yüzde 1 (bir) oranında oy almıştı. O halde RP 8, MÇP 4, IDP 1 olmak üzere toplam 13’ü paylaşacaklardı. Anlaşma bu şekilde bir sonuca bağlandı. Her parti, önceki oy oranında milletvekili listesinde aday bulunduracaktı.

1991 ittifakı, çok uzun görüşmelere ve konuşmalara sahne olmuştu. Ben IDP genel merkezinde sürekli olayları takip ediyor ve zaman zaman görevler alıyordum. Edibali’nin yaptığı toplantılara da katılıyor, söz sırası bana geldiğinde görüş beyan ediyordum. Bu ittifak çalışmalarında aldığım birkaç görev hakkında bilgi vereceğim.

İttifakı pekiştirmek için her partiden bazı kişiler diğer ittifak partilerinin genel merkezlerine gidiyorlardı. Ben de bir defasında RP genel merkezine gittim. Merkez önünde toplanan partililer birbirleriyle tartışıyorlardı. Mardinli ve Erbakan’ın Ecevit’le yaptığı koalisyon döneminde bakan olan Fehim Adak ve ekibinden olanlar, MÇP ile ittifak yapılmasını istemiyorlardı. Onlara göre Türkeş ve partisi Kürt düşmanı idi. Bu olduğu takdirde Güneydoğuda çok oy kaybı olurdu. RP’nin Tokat milletvekili Hüseyin Abbas (rahmetli) bu fikri savunuyor ve ona katılanlar oluyordu. Derken, daha sonraki yıllarda Tayyip Erdoğan zamanında bakanlık ve meclis başkanlığı yapan RP’li İsmail Kahraman bahçede ayaküstü yapılan toplantıya katılıp şunları söyledi:

“-Arkadaşlar, biz bu ittifakı yapmak zorundayız. Aksi halde barajı aşamayız, mealinde bir konuşma yaptı. (Seçim barajı Türkiye genelinde yüzde 10 idi. Yani bir parti Türkiye genelinde yüzde 10 oy almadıkça başka bölge veya ilden bütün oyları alsa bile milletvekili çıkaramazdı) Topluluğu kısmen ikna edici bir konuşma idi bu sözler.”

                Ben, genel merkezimize gelip durumu rapor ettim.
Bir başka görevim MÇP genel merkezine gitmek oldu. Ortak milletvekili listesinin Yüksek Seçim Kurulu’na verileceği son gün, arkadaşımız Recep Kırış ve birkaç kişi RP merkezindeki bilgisayarda düzenlenecek listeyi görmek için gittiler. Bilgisayardan aldıkları bilgileri derhal bizim genel merkeze bildirdiler. Öyle ki, Edibali’yi Kayseri’nin birinci sırasına yazmaktan başka hiçbir arkadaşımızın ismini yazmamışlar. Oysa 30 kişilik listemiz vardı. O listeyi kaşla göz arasında yok etmişler ve sadece Edibali’nin adını yazmışlar. Gün, Cuma günü öğlen öncesi Saat 17’de liste seçim kuruluna verilecek.

Edibali, bizi toplayıp istişare etti. RP merkezindeki arkadaşlara talimat vererek müdahale etmelerini istedi. Arkadaşların müdahalesi sonucu bizden listeye 13 kişi girmişti. Zaman daralmıştı ve yapılacak tek şey, Edibali’nin Erbakan’ı arayıp listeyi düzelttirmesini sağlamaktı. Defalarca açılan telefona Erbakan çıkmamıştı. Listelerin verilme anına kadar saklanmıştı ve kimseyle görüşmüyordu. Nihayet telefona Erbakan’ın eski içişleri bakanlarından Oğuzhan Asiltürk çıktı. Edibali, liste düzeltilmediği takdirde isimleri geri çekeceklerini ve IDP olarak tek başına seçime girerek bu oyunu millete açıklayacaklarını söyleyince, Asiltürk, telaşa kapılıp defalarca özür diledi. Listeyi bilgisayarda hazırlayan arkadaşların yanlışlık yapmış olabileceklerini, üç gün içinde seçim kuruluna itiraz edip düzeltme imkânı olduğunu söyleyerek işi biraz olsun yumuşattı. Lakin bu oyunların olabileceğini hesap ederek biz de iki alternatif liste hazırlamıştık. Bizim tek başına gireceğimiz liste hazırdı. İkinci düşündüğümüz liste, bizim listemiz, ile MÇP’nin karma bir listesi olacaktı. Öğleden sonra Edibali beni görevlendirdi. MÇP genel merkezine gidip ortak listeyi hazırlamamı istedi. Elime listemizi alarak MÇP’nin genel merkezine gittim. Alpaslan Türkeş’le görüşmem kolay olmayabilirdi. En iyisi Genel Sekretere gitmekti. Genel sekretere gidip RP’nin yaptığı hileleri anlattım. Bu nedenle iki partimiz arasında ikinci alternatif listeyi hazırlamamız gerektiğini ve Genel Başkanım tarafından görevlendirildiğimi anlattım. Genel sekreter, (sonradan bir dönem bakan olan ve son zamanlarda Türkeş’in ölümünden sonra Genel Başkanlık adayı olarak Devlet Bahçeli’nin karşısında genel başkanlık seçimini kaybeden ve daha sonra da partiden ayrılarak Meral Akşener’le birlikte İYİ PARTİ’yi kuran) Koray Aydın’ın odasına gidip birlikte müşterek listeyi hazırlamamız gerektiğini ve Koray Beye telefonla bilgilendireceğini söyledi. Binanın bir alt katındaki odaya gittiğimde Koray Bey’in  bilgisayar başında çalıştığını gördüm. Merhabalaştıktan sonra beklememi, elindeki çalışmayı bitirdiğinde ortak listeyi yapabileceğimizi söyledi. Ben kuru bir sandalyede oturup iki saat boyunca bekledim. Derken odaya Devlet Bahçeli girdi. Hiç selam vermeden ve beni hiç görmemiş gibi Koray’ın başında bir dakika kadar durdu. Hiç bir şey konuşmadan hazırlanan listeyi gözleriyle onaylar gibi yaptı ve odadan çıktı. Zahir onlar da bizim gibi tek başına seçime girecek şekilde alternatif bir liste yapıyorlardı.

Zaman daralmıştı. Ortak listenin Yüksek Seçim Kuruluna verilmesine bir saat kalmıştı. Koray Aydın’ın beni oyaladığını anladım. Onlar da ayak oyunu yapıyorlardı. Hemen MÇP Genel sekreterine çıkarak arkadaşının beni oyaladığını ve bir liste hazırlamadığını, durumu gidip Genel Başkanıma ileteceğimi söyleyip çıktım.

Genel merkezlerimiz Maltepe-Kızılay civarında olduğundan yürüme mesafesinde idi. Hemen gidip olup biteni Edibali’ye bildirdim. O zaman bizim müstakil listemizi YSK’ya götürme görevini Tahsin Serdaroğlu’na verdi. Tahsin Bey saat 17’ye yakın YSK’da idi.

Öylece ittifak çalışmalarının çok büyük nifaklarla yürüdüğünü gördük. En dindar görünen adamların ne kadar sözünde durmayan, ayak oyunlarını becerebilen samimiyetsiz siyasetçiler olduğunu gördük. Bu süreçte yaşanılan o kadar çok olay var ki hepsini anlatmaya zamanım ve takatim yok. Yalnız onlardan bazılarını hatırladığım için yazayım:




İttifak Çalışmaları sırasında partiler arası karşılıklı ziyaretler olurdu. Meselâ Alpaslan Türkeş’in bizim genel merkeze gelişini unutmuyorum. Merkezimiz, Menekşe Sokak’ta bulunan bir binanın beşinci katında idi. Asansör yoktu. İyice yaşlanmış olan Türkeş beş kata kadar merdivenle çıkacaktı. Merdivenleri çıkarken zorlandığını gören Edibali, nezaketen “Sayın Türkeş ben yoruldum. Biraz soluklanalım mı?” Deyip onu dinlendirmek istiyordu. Türkeş de biraz duruyor fakat yorulduğunu hissettirmemek için merdiven çıkmaya devam ediyordu. Genel Başkanın odasına çıktığında koltuğa yığılırcasına oturdu.  İkili konuşmaları için ben ve birkaç arkadaşım odayı terk ettiğimizi hatırlıyorum.


İttifak görüşmeleri için IDP merkezimize gelenlerden biri de İsmail Kahraman’dı. Yukarıda biraz kendisinden bahsetmiştim.

Ziyaretçilerden bir diğeri Oğuzhan Asiltürk idi.

1991 ittifakının olduğu genel seçimlerde RP listesinden Edibali birinci sırada olduğu için doğrudan seçilmişti. İki arkadaşımız Recep Kırış Kahramanmaraş’tan, İbrahim Kumaş ise memleketi olan Tokat’tan listenin kontenjanından seçilmişlerdi. Aslında rahmetli Erbakan ve ekibi bize sadece bir milletvekili kazanacak yer verip partimizin oy potansiyelini kendilerine kanalize etmek istemişlerdi. Kontenjandan seçilen arkadaşlarımız da tesadüfen kontenjan hesabının yanlış yapılmış olması nedeniyle seçilmişlerdi, zannediyorum.

 
91 İTTİFAKI’NIN FİTİLİNİ KİM ATEŞLEDİ?

Şimdi burada bir parantez açıyorum. IDP’nin Millet Partisi olan adıyla Edibali’nin partide kalan arkadaşları, yıllardan beri 91 ittifakının muhteşem bir siyasi zafer olduğunu ve bunun banisinin Edibali olduğunu hararetle savunuyorlar. O tarihlerde rahmetli Sadettin Bilgiç, yazar Ayhan Songar gibi kişiler bu ittifakı kendilerinin gerçekleştirdiğini söylediler. Sonraki yıllarda ise Melih Gökçek bunu gerçekleştirenin kendisi olduğunu söylüyordu. Millet Partili arkadaşlar, Edibali’nin, bu ittifakın gerçek mimarı olduğunu ısrarla söylemektedir. 

Olayları olabildiğince anlattım. Herkesin bir rolü olabilir. Bunu inkâr edemeyiz. Lakin bu işin fitilini ateşleyen ben olduğumu düşünüyorum. Termal Otelde o an için ittifak düşünmediğini söyleyen Edibali’yi ikna eden arkadaşların, İzmir’e gitmelerini gerçekleştiren bendim. Bunu tarihe bir not düşmek için yazıyorum. Fakat belki benim ismimin sadece bu satırlarda kalacağı, bu işin kahramanlarının diğerleri olacağı muhakkaktır.

 
91 İTTİFAKI’NIN ÖNEMİ

İttifak, her seçimde baraj altında kalan RP’yi 5 milyon oy alarak yüzde 17 ile yüzde 10’luk barajının üstüne çıkardı. Ortaklarıyla beraber meclise 60’ın üzerinde milletvekili soktu. RP, o tarihten sonraki belediye seçimlerinde İstanbul’a Recep Tayyip Erdoğan’ı, Ankara’ya Melih Gökçek’i taşıdı.

                Daha sonraki genel seçimlerde RP’yi Türkiye’nin birinci partisi yaptı ve Erbakan Başbakan oldu. Büyük bir ivme kazanan hareket, AK PARTİ’yi doğurdu ve Tayyip Erdoğan, başbakan ve Cumhurbaşkanı oldu. Yani ben âcizane toprağa bir çekirdek attım, ondan büyük bir orman çıktı. Tayyip Erdoğan bundaki rolümü nereden bilsin? Allah biliyor.




Saygıdeğer okuyucularım isminin açıklanmasını istemeyen bu değerli şahsiyetle yaptığımız görüşmemizi ve iddialarını burada sonlandırıyoruz.


                1991 İttifakı ile ilgili elbette birçok görüş ve yorumlar yapılabilir. Ama şunu anlıyoruz ki %1’lik bir oy potansiyeline sahip Islahatçı Demokrasi Partisi ve lideri Aykut EDİBALİ bu ittifakın gerçekleşmesinde; “Katalizör” görevi görmüş, asla bir araya gelmesi mümkün olmayan iki parti ve liderini uzlaşmacı tavırla ittifakın sağlanmasında çok önemli bir görev üstlenerek ve tarafları bir araya getirmede büyük bir başarı sağladığı fikri daha sonra bu kesimler tarafından ikrar edilen bir gerçek olmuştur.  

 


Bu haber 5180 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 1 Yorum