HAYATIMIZA YÖN VEREN DEĞERLER – 19 KİMLERDİ BU GÜZEL İNSANLAR? YENİDEN MİLLİ MÜCADELECİLER

HAYATIMIZA YÖN VEREN DEĞERLER – 19 KİMLERDİ BU GÜZEL İNSANLAR? YENİDEN MİLLİ MÜCADELECİLER
07 Mart 2021 - 21:06 - Güncelleme: 08 Mart 2021 - 18:14
Saygıdeğer okuyucularım,
Yazı dizimizin 19.’sunda bizleri sizlerle tekrar buluşturan Yüce Mevlamız’a duacıyız. Bu bölümde Milli Mücadelecilerin Avusturya / Viyana uzantısı çalışmalarından bahsedeceğiz.

Konumuza başlamadan önce bizi ziyadesiyle memnun eden bir hususu dile getirmeden geçemeyeceğim. Başlangıçta bir vefa yazısı olarak kaleme aldığımız konu başlığımız; bizim de boyumuzu aşarak, sizlerden gelen istek ve teşviklerle, “Milli Mücadele Hareketini” daha kapsamlı bir şekilde anlatmamıza dair bizlerde bir zorunluluk hissettirir oldu. Çünkü her geçen gün ülkemizin değişik yerlerinden, hatta yurtdışından bizleri arayarak yazı dizimize bir şekilde ulaştığını ve okuduğunu dile getiren, bu harekette yer almış, ya da sempati duymuş birçok değerli ağabeyimiz ya da kardeşimiz, bizleri tebrik ederek;

“adeta geçmiş mücadele yıllarımızı, o çilekeş, vefakâr, fedakâr dava arkadaşlarımızı yeniden hatırlamanın, Rahmeti Rahmana kavuşmuş olanları anmanın, o güzel günlerin mutluluğunu tekrar yaşamanın heyecanını yaşamamıza vesile oluyorsunuz. İnanıyoruz ki; benzeri bir Yeniden Milli Mücadele Hareketi’nin ülkemize, Türk ve İslam Âlemi ve insanlığa vereceği mesajlar vardır, bitmemiştir. Bu hareketin misyonuna her zamankinden daha fazla gerek duyulmaktadır.

Ülkemizde yaşanan menfur 15 Temmuz hareketinden sonra da anladık ki; çocuklarımızı ve torunlarımızı emanet edebileceğimiz kurum ve kuruluşlar o kadar az ki; bu bağlamda; İslami, Milli, ahlaki değerlerimizle yetişecek nesillerimizin, devlet ve vatanına sevdalı evlatlarımızın eğitileceği, kadrolar olarak ülkemizin hizmetine sunulmasında Milli Mücadele Hareketine her zamankinden daha fazla, çok ama çok ihtiyaç hissedildiği kanaatindeyiz. (!…)” şeklinde ortak ifadelerde bulunmaktalar.  

                Yazımızla ilgili bizleri telefonla arayan şahsiyetlerden olan, değerli büyüğümüz, ağabeyimiz Van, Islahatçı Demokrasi Partisi İl Başkanlığı yanında IDP ve Millet Partisi MKYK üyeliği yapmış, ayrıca Anadolu Eğitim, Kültür ve Bilim Vakfı kurucularından olan Sayın Sunullah BAYDAN bizleri aradı ve yazı dizimizle ilgili teşekkürlerini ifade ederek;

“Yazı dizinizi ilgiyle ve heyecanla takip ediyoruz. İnşallah yazınız hayırlara vesile olacaktır. Dileğimiz yazınızın uzun soluklu olması, devam etmesi yönündedir. Bizler de bu yazı dizinize, gerek hatıra, gerekse fikirsel boyutta yorumlarımızla, arkadaşlarımızla birlikte katkı sağlamaya gayret edeceğiz.” Diyerek bizleri teşvik ve motive etmişlerdir. Kendilerine çok teşekkür ediyoruz.

(önümüzdeki sayılarımızda 1991 ittifakı içinde bir fiil yer alan, faaliyetlere katılan BAYDAN’ın bu konudaki ittifaka değişik boyutta yaklaşan hatıralarıyla birlikte Milli Mücadele Hareketi ile ilgili düşüncelerinden bahsedeceğiz.)


Bu arada konumuzla ilgili katkı sağlamak isteyen tüm okuyucularımıza açığız. Kendisini Milli Mücadeleci addeden, ister siyasi partilerde, isterse herhangi bir sivil toplum kuruluşu içinde faaliyette bulunuyor olsun, isterse herhangi bir çalışma içinde olmayan, inzivaya çekilmiş ağabeylerimiz ve kardeşlerimiz olsunlar, yazılarımızı takip eden okuyucularımızdan, herkesten, ama herkesten katkı bekliyoruz. Çünkü bu yazı dizisi bize ait olmaktan çıkmış, özellikle “Milli Mücadeleci Camianın” ortak bir çeşnisi, sesi olmuş, bazıları için bir nostalji, bazıları için bir heyecan, bazı kesimler için de büyük beklentilerin ve umutların kaynağı olabilir mi düşüncesini husule getirmiştir. Dolayısıyla Allah izin verirse yazı dizimize devam etmeyi, Mücadele Hareketinin kadrolarının, faaliyetlerinin, düşüncelerinin, YENİDEN BİRLİK VE BERABERLİK HAYALLERİNİN, umutlarının, hedeflerinin, “MİLLİ DEVLET ÖZLEMLERİNİN” yer aldığı sayfaları çevirmeyi sürdüreceğiz.
       

 
MİLLİ MÜCADELECİLER VİYANA’DA
 
Avrupa’ya giderek orada işçi olarak çalışan birinci kuşak gurbetçilerin aileleri ve çocukları da bir zaman sonra kalıcı olarak değişik Batı Avrupa ülkelerine göç etmeye başlarlar. Bu insanlarımızın evlatları orada okullara giderek o memleketlerin yaşam ve kültürlerine adapte olarak hayatlarını sürdürürlerken, Türk ve İslam Kültürü almış nesiller, inanç değerlerini yaşatma ve yerine getirme adına bir takım sivil toplum kuruluşları kurarak, faaliyetlere girişmişlerdir. Başlangıçta helal gıdaya dayalı bakkal, market gibi yerlerden ihtiyaçlarını karşılayabilecek ticari kuruluşlar açmışlardı. Ardından dini inançlarını yerine getirebilmek amacıyla kapalı spor salonlarında Cuma ve Bayram namazlarını kılabilmek için birçok zorluklarla karşılaşmışlardır. Devletimizin yurtdışına “işçi olarak” gönderdiği bu insanların diğer tüm manevi ihtiyaçlarının karşılanması noktasında başlangıçta yetersiz, hatta duyarsız kalması içleri acıtan bir durumdur. Sonraki yıllarda Türkiye’de faaliyet gösteren milliyetçi, muhafazakâr, İslami tüm siyasi partilerin, cemaat ve tarikatların, vs. uzantıları olan dernekler, mescitler açılmaya başlanmış, vatandaşlarımız bu mekanlarda hem alışveriş yapma, hem ibadetlerini yerine getirme yanında yaban ellerde birlikte yaşama kültürlerini devam ettirme imkanına sahip olmuşlar, sonraki yıllarda devletimiz de benzeri çalışmaları organize etmiş, “Avrupa Diyanet İslam Teşkilatı” adında bir oluşumla Avrupa’da yaşayan gurbetçilerimize bu bağlamda hizmet vermeye başlamıştır. Bu hizmetler verilirken maalesef diğer milli kuruluşlara illegal gözüyle bakılmış, adeta “muhalif” grup görülerek, işbirliği ve koordineden uzak kalınılmıştır.

1980’li yıllardan sonra Avrupa’ya olan göç dalgası devam etmiş, bu yıllarda artan Türk nüfusu engellemek için Batı Avrupa ülkeleri, Türk Vatandaşlarına vize engeli getirmiştir. Bu yıllarda söz konusu milli kuruluşlar ve Avrupa Türk Diyanet Teşkilatı, teşkilatlanma ağlarını genişleterek, hizmetlerini yoğunlaştırmışlardır. Tüm bu gayretlere rağmen maalesef 2. ve 3. kuşak dediğimiz Türk nesillerine sahip çıkmada yetersiz kalınmıştır. Özellikle bu ülkelerde doğup, büyüyen çocuklarımız öyle ki; “Ana dili olan Türkçe’den bir haber” yetişmiş, “dilini bilmeyen bir nesilden, dinini öğrenemeyen bir neslin” varlığı türemiştir. Maalesef günümüzde durum çok farklı değildir. İnsanımız orada gene büyük oranda manevi yönden çaresiz ve sahipsiz bir şekilde hayatını idame ettirmeye çalışmaktadır.

Hal bu ki; 60’lı yılların sonlarından itibaren yurtdışına gönderilen insan gücümüzle ilgili devletimiz tarafından gerekli altyapı çalışmalarının, bu insanlarımızın eğitim-öğretim ve inanç-kültür ihtiyaçlarının nasıl karşılanacağının hesaplanması gerekirdi. Ne yazık ki “saldım çayıra, Mevlam kayıra” düşüncesi yıllarca bu kardeşlerimize yönelik dış politikamıza hâkim olmuştur. Şimdi daha iyi anlıyoruz ki; yurtdışına gönderdiğimiz insan gücümüz orada kalıcıydı. Bilhassa 2. ve 3. kuşak nesillerimiz yaşadıkları, hayatlarını kazandıkları o memleketlerin birer parçası olmuşlar, bir müddet sonra o devletlerin vatandaşlıklarına geçmişlerdir. Anlıyoruz ki bu vatandaşlarımız her ne kadar Türk ve İslam ismini taşısalar da eğer kendilerini bu minvalde hissettirecek çalışmalar yapmıyorsanız bu nesli kaybetmeye mahkûmsunuz!

Bize göre; özellikle Batı Avrupa insanımıza bakış açımızı çok daha öncelerden milli politikalarla belirlemeli, oraya giden vatandaşlarımızın kalıcı olduklarını görmeli, “birer döviz makinası” olduklarını hissettirmeden her türlü ihtiyaçları organize edilmeli, sahip çıkılmalıydı. Onlar bizim Avrupa’daki inanç ve kültür elçilerimiz gibi yetiştirilmeli, “BATI AVRUPA TÜRKLERİ OLARAK” bulundukları yerlerde birer “ileri karakol” olarak organize edilmelilerdi kanaatimce…. Ayrıca devletin Diyanet Teşkilatı dışında kalan milli kuruluşlarımıza da çok şey borçlu olduğumuzu ifade etmek isterim. Daha devletimiz insanımızın manevi ihtiyaçlarının karşılanmasına el atmadan önce, o kuruluşlar geçmişte de günümüzde de neslimize sahip çıkma yönünde çok büyük gayretler ve hizmetler ifa etmişlerdir. Bu arada bu hizmetleri verirken, devlet ve millet düşmanı teşkilatlar da maalesef var olmuşlardır.

1981’li yıllardan itibaren Avrupa’ya öğrenci ya da işçi olarak bir şekilde gitmiş birkaç “Milli Mücadeleci’nin” Avusturya/ Viyana’da gerçekleştirmiş olduğu faaliyetlerden izninizle bahsetmek istiyorum. Viyana'yı 2 kez kuşatmış, fakat muaffak olamamış ecdadın torunları Viyana'ya gidiyor, bu sefer kuşatma amaçlı değil maalesef oraya işçi hüviyetiyle gidiyorlardı. Avrupa'lının Türklere bakış açısı o tarihten bu tarafa hiç değişmemiş; "Her bir Türk, bir Kara Mustafa Paşa" olarak görülüyordu.

Bu yazıların yazarı Bülent OKUNAKOL olarak, Manisa Demirci Eğitim Enstitüsünde eğitim hayatıma devam ederken, tüm aile fertlerimin Viyana’da olması hasebiyle yurtdışına gittim. Gittiğim hafta yaşamış olduğum bir hatıramı sizlerle hemen paylaşmak istiyorum. Türkiye’de Allah razı olsun elimizden tutan “Milli Mücadeleciler” vesilesiyle; vatanına, milletine, devletine bağlı, milliyetçi, muhafazakâr bir kimliğimiz olmuş, Mücadele eğitim, kültür ve terbiyesiyle yetiştirilmiş, bir genç hüviyetindeydik.

O hafta Cuma namazını kıldığımız bir mescitte; hutbedeki hoca efendi, o yıllarda Mısır’da yaşanan “İhvani Müslümin” hareketinin liderlerine ve mensuplarına, Enver Sedat tarafından sürdürülen mezalimin, idamların protestosu için bir çağrıda bulunmuş, bizlere de bir vebal bırakmıştı. Ertesi günü bu zulmü kınayan bir protesto yürüyüşü düzenlenmiş, bizlerde davet edilmiştik. Yürüyüşe kardeşlerimle beraber katılmıştık. Arapça sloganlarla kortej devam ediyordu. Avusturya, Mısır Büyükelçiliği önüne gelinmiş, Arapça konuşmalar bitmiş, Türkçe konuşmalar başlamıştı. Ardından Türkçe sloganlar atılıyor, yürüyüş ve protesto programı Türkiye üzerine kaydırılmıştı. Orada atılan bir slogan bizim anında o alanı terk etmemize sebebiyet vermişti. O slogan ise “DİNSİZ DEVLET YIKILACAK ELBET!” şeklinde atılan bir slogandı. Kastedilen bizim canımız… Varlığımızın nişanesi olan, biricik Türk devletiydi. Tamamen hüsnü niyetle katıldığımız bu yürüyüş, maalesef farklı bir boyuta çekilmiş, mensubiyetiyle gurur duyduğumuz devletimizin aleyhine dönüşen bir eylem olmuştu. Bir Milli Mücadeleci olarak anında orayı terk ederken, “bir Mücadeleci olmanın bize kazandırdığı bir ayrıcalıkla, “Allah rızası için yapılacak denen her eyleme katılmamamız gerektiğini orada idrak ettim. Henüz Avrupa’yı ve Avrupa’daki Türk teşkilatlarını tanımamamın verdiği tecrübesizliği yaşamış oldum. Ayrıca çok ilginçtir; bu sloganı atan grubun Türkiye’deki merkezi uzantısı, gün gelecek “Türkiye’de siyasi-meşru yolla “İKTİDAR OLACAK” bir partinin ta kendisi olacaktır. Bu hazin gerçeği de burada belirtmeden geçemeyeceğim.

VİYANA ÇINAR SPOR KURULUYOR
 
Önceleri bir-iki arkadaşım ve Okunakol Kardeşler olarak Viyana’da yaşantımızı sürdürürken, değişik cemaatlerin mescitlerinde ibadet ihtiyacımızı karşılıyor, onların futbol takımlarının faaliyetlerine katılıyorduk. Burada güzel dostluklar edindik. Milli Mücadeleciler olarak neşriyat yayınlarımızı takip ediyor, “Bayrak Gazetesi” temsilciliği yaparken İstanbul’da başta Rahmetli Mehmet GÜNGÖR ve Hasan ERDEN ile olan irtibatımızı sürdürüyordum. Viyana’da mümkün olduğunca gazetemize abone çalışmalarını da yürütüyordum. En son ülkücü arkadaşlarımızın derneğinde çalışmalara dahil olmuş, derneğin “Kültürspor” adlı futbol takımında top koşturuyorduk. Viyana’da bize yakın, anlaşabildiğimiz, uyum sağladığımız en yakın camia, ülkücü kardeşlerimizin dernekleriydi. Burada da çok güzel birlikteliklerimiz ve faaliyetlerimiz oldu. Bu çalışmaları devam ettirirken, özellikle Burdurlu ve Konyalı Mücadeleci kökenli birkaç kardeşimizle de irtibat sağlamış, zaman zaman bir araya geliyorduk.





Bir müddet sonra top koşturduğumuz Kültürspor’da, fevri memleketçilik ayrımına dayalı bir takım sıkıntılar yaşanınca başta takım sorumlusu Türkiye’de öğretmenlik yapmış, Ülkücü Ramazan ÖNDER ağabeyimiz, (rahmetli) yanında daha sonra bize yaptığımız çalışmalarda çok büyük fedakarlıklarda bulunmuş, dernek yöneticilerinden (ülkücü) Bayram DURMAZ ağabeyimiz de birlikte bir araya gelerek istediğimiz ve hayal ettiğimiz bir şekilde bir spor kulübü kurmayı istişare ettik. Bizlere derin sevgi ve saygısı olan bu insanlar tereddüt etmeden, bizlerle birlikte hareket etmeyi kabul ederek, bağlı bulundukları derneklerden ayrıldılar.





Daha sonra Türkiye’den gelerek aramıza katılan öğretmen kardeşimiz İbrahim KOÇ’un da varlığı bize ayrı bir güç kattı. Uzun arayışlardan sonra bir Türk oto-tamirci atölyesinin atıl, yıkık-dökük bir bölümünü kiralayarak lokal haline getirmeye başladık. Bu arada kuracağımız spor kulubüne bir isim arayışına girildi. Mehmet OKUNAKOL ağabeyim, Ankara’da eğitimini devam ederken Milli Mücadelecilere ait “OÇOK” öğrenci yurdunda kalmıştı. Günümüzde de faaliyetlerini sürdüren, aktif spor faaliyetleri yanında , örnek sosyal, kültürel çalışmalarıyla tanınan Ankara Amatör Kümede faaliyet gösteren “ÇINAR SPOR’un” ismini teklif etti. Çınarspor’un faaliyetlerinden bahsederek önümüze bir “rol model” koymuş oldu. İttifakla Çınarspor ismi uygun görülmüş, daha sonra Mehmet ağabeyim, Ankara’dan Necati SOFUOĞLU ve Tahsin SERDAROĞLU ile temasa geçerek, başta kulübün tüzüğü olmak üzere faaliyetlerini içeren bir dizi bilgi ve belgeyi getirtti.

   Ankara Çınarspor’a nazire olsun diye,       Osmanlı’yı, gücü ve uzun ömrü temsil   eden “ÇINAR AĞACINI” amblem edinen;   daha sonra birçok hayırlı gelişmelere kapı   olacak, binlerce gurbetçimize birçok   alanda  hizmete vesile olacak çalışmaların   merkezi, VİYANA ÇINARSPOR’U kurmanın   hazzını, heyecanını ve mutluluğunu   yaşıyorduk.

Kaldığımız yerden Milli Mücadeleciler Viyanada yazımıza devam etmek üzre….

Sağlıcakla kalın saygıdeğer okuyucularım...

NOT: Yazımıza katkıda bulunmak isteyen saygıdeğer okuyucularımızın, hatıralarını, ellerindeki bilgi, belge ve o günleri anımsatan fotoğraflarını bizlere göndermelerini istirham ediyoruz. İrtibat İçin: 0.544 233 25 55 -
                             e-mail adresi: gundemgazetesi15@hotmail.com 
  

     
                                                                       


Bu haber 5742 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum