HAYATIMIZA YÖN VEREN DEĞERLER – KİMLERDİ BU GÜZEL İNSANLAR? YENİDEN MİLLİ MÜCADELECİLER... 25. BÖLÜM

HAYATIMIZA YÖN VEREN DEĞERLER – KİMLERDİ BU GÜZEL İNSANLAR? YENİDEN MİLLİ MÜCADELECİLER... 25. BÖLÜM
28 Mart 2021 - 01:31 - Güncelleme: 28 Mart 2021 - 02:09
Saygıdeğer okuyucularım,

            Yazı dizimize Milet Partisi Genel Başkanı “Aykut Edibali’nin Viyana konferansı” ve temasları ile ilgili bölümüyle kaldığımız yerden devam ediyoruz.


Aykut Edibali, salon girişinde görkemli bir şekilde karşılanarak kendine ayrılan yere oturdu. O esnada kürsüye Millet Partisi Ankara İl Başkanı ve Milli Mücadele Şairlerinden Mustafa Yıldız davet edildi. Yıldız, kendisinin Almanya’da görev yaptığı yıllarda, gurbete çıkışının 11. Ayında ülkesine duyduğu hasretini dile getiren “Türkiyem” şiirini, kendine has üslubuyla okurken salondaki gurbetçilerin duygulu anlar yaşadığı, bazılarının hüzünlenerek gözyaşı döktüğü de görüldü.

Mustafa Yıldız’ın okuduğu özlem ve buram buram vatan kokan “Türkiyem” şiiri sizlerle paylaşıyoruz:

TÜRKİYEM
Sensiz hayat zehir gurbet diyarda
Can nasıl dayansın sana Türkiye’m
Kalınca duruyor takvim duvarda
Kavuşmak ne zaman sana Türkiye’m

Çınlıyor ezanın her vakt-i seher
Bir köyün gurbetin tümüne değer
Dünyada bir vatan ararsam eğer
Sensin, güzel vatan, bana Türkiye’m

Rüyamda toprağın, bayrağın, havan
Gökkubbe burada basık bir tavan
Öyle bir hayat ki, büsbütün yavan
Gelmiyor canlılık cana Türkiye’m

Yerler güneş görmez burada çok zaman
Hava boz bulanık, is ile duman
Nerde, öyle senin yaylan ve ovan...
Gelmiyor hareket kana Türkiye’m

Çiçek çiçek kokar toprağın, taşın
Bir sevgi sofrası buğulu aşın
Yüce dağlarınla yükselen başın
Layıktır her türlü şana Türkiye’m

Bilirim demesin gurbet görmeyen
Vatan hasretinde sırra ermeyen
Sana evlat gibi gönül vermeyen
Bilemez ki, nedir,  “ ANA “ Türkiye’m.

Bu şiirin ardından, Tokat Milletvekili İbrahim KUMAŞ mikrofona davet edildi. Kumaş, meclisin en çalışkan, ülke sorunlarını güncelliği ile meclis kürsüsünden söz alarak en çok dile getiren milletvekilleri arasında gösteriliyordu. Ülkenin içinde bulunduğu siyasi çalkantılardan, meclis çalışmalarından ve özellikle ittifak dönemi yaşanan hadiselerden kısaca bahsetti.




İbrahim Kumaş’ın konuşmasından sonra kürsüye davet edilen Aykut Edibali, 2 saati aşkın bir süre gerçekleştirdiği konferansında; (hatırlayabildiğim kadar) İslam medeniyetini, peygamberimizin (sav) hayatını ve mesajlarını, asrı-saadetten, sahabenin yaşantılarından Hulefa-i Raşidin döneminden, Türklerin İslam ile şereflenmesinden sonra Türk-İslam medeniyetine katkılarını dile getirerek;




“Ecdadımız sizin şu anda bulunduğunuz Viyana’nın kapısına kadar dayandılar. Bu fütuhat hareketlerini siz sadece topla, tüfekle, silahla mı başardıklarını zannediyorsunuz. Atalarımız fethettikleri topraklara huzur, barış ve adalet getirdiler. Bu İstanbul’un fethinde de böyleydi. Hatırlarsanız Konstantinopolis’te Hıristiyan papazları dahi “başımızda kardinal başlığı görmektense; Osmanlı Sarığı görmeyi tercih ederiz” diyorlardı. Osmanlı’nın fethettiği topraklarda bölge insanlarının huzur ve barış içinde kendi inançlarını da yaşamalarına izin verilirken; bugünkü Polonyalıların atasözü haline gelmiş bir sözü vardı; “ Vistül Irmağında Türk atlıları sulandıkça, Lehli rahattır.” Diyerekten, Osmanlının “adalet” anlayışına vurgu yapıyordu.



Aykut Edibali, kürsüde sanki siyasi bir lider yerine Türk-İslam medeniyetini veciz bir şekilde anlatan mütefekkir görüntüsü veriyordu. Bir parti genel başkanı olmasına rağmen, hiçbir bir sataşmaya girmemiş, salondaki herkes pür dikkat kesilmiş bu konferansı dinliyordu. Ta ki soru – cevap bölümünde Milli Görüş eksenli şahısların provokatif sorularına gelinceye kadar... O kadar art niyetle sorular sorulmasına rağmen Edibali, sorulara o kadar içten, nezaketle ve sabırla cevaplar verdi ki; konferansı sabote etmek isteyenler amaçlarına ulaşamadılar. Edibali'ye ne çeşit sorular sorulduğunu Viyana Konferansı’nı izleyen arkadaşlarımızın kalemlerinden de okuyacaksınız. Ben sadece hatırımda kalan birini sizlerle paylaşayım.



Edibali’ye sorulan sorulardan biri:

“Siz İslam’ı gayrimüslim bir yığın polisin koruması ve silahları altında mı anlatmaya geldiniz, korkuyor musunuz?" mahiyetindeydi. 

Daha önce de belirttiğim gibi konferans salonumuzun dış tarafında güvenlik açısından tedbir alan bir hayli kalabalık Avusturya polisi mevcuttu. Güvenliğin o derece sıkı tutulmasını cemiyet başkanı olarak özellikle ben talep etmiştim. Çünkü birkaç hafta önce “Ozan Arif konserinde” yaşanan bölücü örgüt ve sol fraksiyonların gerçekleştirdiği eylemler sonucu olaylar çıkmıştı. Bunu bildiğimiz için konferansımızın sükûnet içinde tamamlanarak başta genel başkanımız olmak üzere hiçbir kimsenin zarar görmesini istemiyorduk. Aldığımız bu tedbirler bazı art niyetli şahıslar tarafından Edibali’ye soru olarak yöneltilmiş,



Edibali de; “Benim alınan tedbirlerden ve polislerden hiçbir haberim bile yok. İslam’ı nerede anlattığınız değil, nasıl ve doğru biçimde anlattığınızdır önemlidir.” Diyerek bu provokatif soruya da cevap vermiş oldu. Konferansın en önemli iz bırakan tarafı Edibali’nin derin bilgi birikiminin, samimiyetinden kaynaklı oluşturduğu hayranlık yanında onca provokatif soruya karşı verdiği cevaplar, üslubu, tatlı dili, güler yüzü ve nezaketiydi.


Saygıdeğer okuyucularım, konferansın mahiyeti ile ilgili bazı okuyucularımız sizlere değişik bilgilerde aktaracaklar. Başarıyla ve sükûnet içinde gerçekleştirilen bu konferans sonrası Aykut Edibali ve diğer misafirlerimiz cemiyetimize geçerek arkadaşlarımızla ve gurbetçi vatandaşlarımızla birlikte olundu. Edibali lokalimiz ve mescidin içinde de, Avrupa’nın değişik yerlerinden gelen arkadaşlarımızla da sohbetlerine devam etti. Aslında Edibali’nin programı bir günlüğüne planlanmıştı. Genel Başkanımız görmüş olduğu ilgi ve alakadan olacak ki; programını 2 gün daha uzattı. Bu süre zarfında daha önce Milli Mücadele hareketinden kopmuş olan ve Avusturya’da ticaretle uğraşan Ordulu başarılı, işadamları, “Ceylon Çayının” Avrupa distribütörlüğünü yapan Mustafa ve Ayhan BAKAN kardeşlerin de yakın ilgi ve alakasına muhatap oldu.



Hatırladığım kadarıyla Ayhan BAKAN, o dönem MÜSİAD’ın Viyana Başkanlığını yürütüyordu. Mustafa BAKAN ise 1970’li yıllarda Fatsa Lisesi Müdürlüğü yaptığını, o dönem tüm Mücadele kadrolarının yaptığı faaliyetleri ve inanılmaz fedakârlıklarını bahsederken hüzünlenir, hareketten kopuş sebeplerini anlatırken şu ifadesi hep kulaklarımda yankılanır.  “Milli Mücadele Hareketi o kadar güçlü bir hareketti ki, Aykut Edibali bunun farkında değildi sanırım. Çünkü siyasallaşma sürecine geçişte çok geç kalınmıştı.” Şeklinde ifadelerle eleştiriler getiriyordu.


Milli Mücadele Hareketinden yıllar önce ayrılmış olan bu insanlar, Edibali’nin konferansı sonrası yeniden heyecan ve şevke gelmiş olmalılar ki, Aykut ağabeyimiz için değişik programlar tertiplediler, gezilerine katıldılar. Onu yalnız bırakmadılar. Organize ettikleri bir programda Edibali, Viyana’da öğrenim gören yüksek düzey öğrencilerle bir araya getirildi. Oradaki bir öğrencinin bana dönerek;

“Bu kadar değerli bir mütefekkiri getirerek cahil, kullanılmaya müsait provakatif düşünceli insanlarla bir programda karşı karşıya getirmeseydiniz keşke” şeklinde bir serzenişte bulununca; buna karşın Edibali de;



“yok öyle düşünmeyin. Onların hepsi bizim kardeşimiz. Gurbetçi kardeşlerimizle birlikte olmaktan ayrıca onur duydum. Bülent kardeşim vazifesini bu aşamada yapmıştır. Sizler de başka bir zaman beni davet edin, sizin istediğiniz şekilde değişik programlarda bir araya gelelim.” Diye bir cevap vermişti. Hatta orada bir programın tertip edilmesi sözü de alınmıştı.  

Burada izlenimlerimi keserek başka bir okuyucumuz olan ve Viyana konferansına Almanya’dan katılan Mehmet Mutluoğlu’nun Viyana Konferansı İzlenimleri ile sizleri baş başa bırakıyor; Çarşamba günü tekrar beraber olma ümidini taşıyorum.

BENİM ECDADIM VİYANA’YA GELMİŞ; NASIL GELMİŞ?

1993 yılıydı.
Viyana Yunus Emre İlim ve Kültür Derneği’nin davetlisi olarak Millet Partisi Genel Başkanı Ve Kayseri Milletvekili Sayın Aykut Edibali’nin Viyana’ya gelerek bir konferans vereceği haberini aldık.
Ben o zaman Almanya’da Türkçe ve Türk Kültürü Dersleri öğretmeni olarak görev yapıyordum.
Almanya’da bulunan Yozgatlı arkadaşımız Durdu Bey ve Trabzonlu köylüm Nihat Aydın arkadaşımla birlikte Viyana’ya geldik.
Viyana’ya geldiğimizde Bülent Okunakol ve Okunakol kardeşler bizi büyük bir sevgiyle, muhabbetle karşıladılar.

Aykut Edibali’nin bu konferansı vermemesi için onlarca telefonun yağdığını, konferansın gerçekleşmesi halinde sonuçlarının iyi olmayacağı yönünde tehditlerin savrulduğunu duymuştuk.

Ama Sayın Aykut Edibali ve yanında bulunan Tokat milletvekilimiz Sayın  İbrahim Kumaş tehditlere aldırmadan konferansa geldi.
Konferans salonu hıncahınç doluydu.
Konferans saygı duruşu ve istiklal marşı ile başlamıştı.
İstiklal marşımızı ben söyletmiş daha sonra da on kıtasını büyük bir heyecanla okumuştum.



İstiklal marşının bazı bölümlerini tüm salondaki binlerce kişiyle beraber okuyorduk.

Salonun yüksek heyecanı ve Viyana duyguları benim istiklal marşını çok farklı bir şekilde okumama sebep olmuştu.

Ben herhalde hayatımda bir daha İstiklal Marşını o Viyana’da okuduğum gibi okuyamam diye düşünüyorum.
Aykut Edibali Viyana Konferansı’nda çok nezih ve önemli konulardan bahsetti.
O aralar Türkiye’de cumhurbaşkanlığı seçimi söz konusuydu.
O konuda Sayın Edibali: “Sayın Demirel bize geldi.
Biz iki milletvekiliydik Millet Partili olarak.
Bizden oylarımızı istedi.
Biz de kendilerine nazikçe Sayın Demirel Nevzat Yalçıntaş’ı aday olarak bizi gösterdik. Dolayısı ile durumumuz bundan ibarettir.” diye ifade ettiler.
Konferansta Türkiye’deki bütün milli güçler arasında gerçekleştirilen büyük millet ittifakı bunun önemi ve devam ettirilmesi zarureti üzerinde durdu.
Konferansta beni en çok etkileyen ve hayatım boyunca unutmadığım ve bana göre Türkiye’yi bir Muhteşem Türkiye yapacak olan şu önemli sözleri söyledi.




Sayın Aykut Edibali:

“Benim ecdadım buralara gelmişNasıl gelmiş? Kılıçları çok keskin olduğu için mi geldi?
Evet kılıçları keskindi. Toplarının çok uzun menzilli oluşundan mı geldi?
Evet ecdadımız zamanlarına göre çağının en ileri teknolojisini geliştirmişlerdi.
Ama onlar bütün bunlardan ileriİlmi ve hikmeti,  Yüksek ahlakı,
 Adaleti ve emanetleri ehline vermeyi toplum hayatının devlet hayatının temel dinamiği yaptılar. İşte biz böylece kanıtlandık; uçtuk ta buralara kadar geldik.”
Bayrak Dergisinin kuruluşunun 51. yıl dönümü vesilesiyle Şubat 2021’de Bilge Liderimiz Sayın Aykut Edibali yaptığı konuşmada: “Bizim milletimiz ta Viyana kapılarına kadar dayandı da oradan acaba niye geri döndü?” diye bir soru sordu.
Ama sorunun cevabını vermemişti. Herhalde o sorunun cevabı da Viyana Konferansı’nda ortaya koyduğu bu sözlerde yatıyor gibi düşünüyorum.
Konferansın sonunda konferansı sabote etmek isteyenler oldu. Tahrik edici sorular soranlar oldu Genel Başkana. Sayın Edibali o tepkileri büyük bir ustalıkla durdurdu; harika cevaplar verdi. Durun dedi burada bizim yanlış söylediğimiz bir şey varsa onu düzeltiriz. Biz burada hiç kimseyi karalayacak, kötüleyecek bir söz söylemedik.

Biz burada büyük ecdadımızın ortaya koyduğu temel hedefleri, idealleri anlatmaya çalıştık.” diyerek salonu sakinleştirdi. Ben ise o itirazı yapanlara yönelerek hemen onları bir kenara çektim ve itirazlarına heyecanlı bir şekilde, büyük bir inançla cevap vermeye çalışıyordum. Bilge liderimiz Sayın Aykut Edibali, Konferansın sonrasında yapmış olduğumuz sohbetlerde bize Kur’an cemiyetleri kurmamızı, Kur’an’ı öğrenmemiz, yaşamamız ve tanıtmamız halinde insanlarda, insanlıkta ve yeryüzünde büyük bir fethin gerçekleşebileceğini öğütlemişti. Netice itibarıyla Sayın Aykut Edibali’nin Viyana konferansı Millet Partisi tarihinde izleri silinemeyecek çok önemli bir toplantı olmuştur diye düşünüyorum.

Çarşamba günü Viyana’dan İbrahim KOÇ hocamızın ve Belçika’dan konferansa katılan İşadamı Ahmet ÖZÇELİK ağabeyimizin izlenimlerini özellikle Aykut Edibali’nin tahrik ve sabote edici sorulara karşı sabırla vermiş olduğu ilginç ve ibret verici cevapları bulacaksınız.

Rabbimize emanet olunuz aziz okuyucularım. Sağ ve sağlıcakla kalın…

 

Bu haber 3120 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum