HAYATIMIZA YÖN VEREN DEĞERLER – KİMLERDİ BU GÜZEL İNSANLAR? YENİDEN MİLLİ MÜCADELECİLER... 27. BÖLÜM

HAYATIMIZA YÖN VEREN DEĞERLER – KİMLERDİ BU GÜZEL İNSANLAR? YENİDEN MİLLİ MÜCADELECİLER... 27. BÖLÜM
03 Nisan 2021 - 23:23 - Güncelleme: 04 Nisan 2021 - 00:12
Saygıdeğer okuyucularım,

Millet Partisi Genel Başkanı Sayın Aykut Edibali ve beraberindeki heyet, Viyana Konferansından sonra 2 gün daha Viyana’da kalarak zaman zaman gurbetçi vatandaşlarımızla birlikte oldular.

Viyana Büyükelçisi, Eski Dışişleri Bakanlığı Basın Sözcüsü Sayın Filiz Dinçmen’e nezaket ziyaretinde bulunuldu. Büyükelçi Dinçmen, sıcak ve samimi bir şekilde misafirlerini karşıladı. Ziyarette güncel konular yanında Avusturya’da yaşanan Türk toplumu ve elçilik çalışmaları hakkında bilgiler edinildi. Bu arada Millet Partisi Tokat Milletvekili İbrahim Kumaş’ın, Viyana Din Hizmetleri Ataşesine ziyaret ettiğini öğreniyoruz. Şu anda ismini hatırlayamadığım ataşenin, Sayın Kumaş’a “Viyana’da birlikte çalışabileceğimiz, güven duyduğumuz en önemli teşkilat olarak Yunus Emre Derneği (camisi)’dir.” Şeklindeki ifadeleri bizim için ayrı bir gurur kaynağı teşkil etmiştir.




Daha sonra Aykut Edibali ve ziyaretçiler, Avusturya’da (Niederösterreich) eyaletine bağlı Hinterbrühl kasabasında bulunan Avrupa’nın en büyük yer altı gölü olan Seegrotte ismi,  Almanca’da göl anlamına gelen “See” ve mağara anlamına gelen “Grotte” kelimelerinin birleşmesinden meydana gelen, bugün müze olarak kullanılan mağarayı ziyaret ettiler.
(Bu yeraltı mağarasında 2. Dünya savaşında Nazi Almanyası Ordusu tarafından bombardıman jet uçakları üretilmiştir.)




Aynı gün Tuna Nehri kenarında Arapların katkılarıyla yapılmış, Avusturya’nın ezan okunan, tek minareli camisi olan külliye ziyaret edildi. Oradaki görevli şahısla sohbet gerçekleştirildi. Bu camide Cuma namazları hutbesi, Almanca, Türkçe, İngilizce ve Arapça okunuyordu. Avusturya’da İslam resmi bir din olarak kabul edilmesine rağmen, hiçbir mescit ve camide minare yapılmasına, ezan okunmasına izin verilmezken, şehir dışında kilometrelerce uzak, ıssız Tuna Nehri kenarına bu iznin verilmiş olması dikkate şayandır.

Bu arada şu durumu da belirtmeden geçmemekte fayda var. Avusturya hükümeti ülkede yaşayan Müslümanların, Müslüman cemiyetlerin seçeceği bir başkanla temsil edilmesini öngörüyordu. Türk ve diğer Müslüman ülke cemiyetlerinin katıldığı başkanlık seçiminde, benim Viyana’ya intikal etmeden önceki dönemlerde, söz konusu camide yapılan seçimlerde büyük arbedeler yaşamışlar, hatta kan döküldüğünden bahsedildiğini duymuştum. Yani içler acısı bir durum….!    


 Ardından Sayın Edibali, Ayhan ve Mustafa Bakan kardeşlerin organize ettiği Viyana’daki Türk öğrencilerinden oluşan bir grupla bir araya geldiğini ve o sohbet toplantısında orada bulunan sanırım master yapmakta olan bir öğrencinin Sayın Aykut Edibali’ye; Türk ekonomisini ayağa kaldıracak, kendisine ait önemli bir projeden bahsettiğini hatırlıyorum.

 
KAHLENBERG KALESİNDE DUYGULU ANLAR



Sayın Edibali, başta İbrahim Kumaş olmak üzere ziyarete eşlik eden bazı şahıslar ile birlikte Viyana’nın önemli, tarihi ve turistik yerleri gezildi. Bu gezintilerin en önemli durağı 2. Viyana Kuşatmasında Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın otağ kurduğu, savaşı yönettiği tüm Viyana kentini, ovasını ve Tuna Nehrini en zirveden gören Kahlenberg Tepesi (kalesi)’ydi. Burada 2. Viyana Muharebesinden kalan, Osmanlı’ya ait bazı silahlar, at arabaları, top gülleleri ve benzerleri sergileniyordu. Sanırım bir öğrenci arkadaşımız olmalı bu bölgede yaşanan savaşı anlatırken duygusal anlarla birlikte, sanki o tarih yeniden yaşanıyor gibiydi. Çünkü 2. Viyana Bozgununda Osmanlı’nın Kara Mustafa Paşa önderliğinde direndiği ve mağlup olarak geri çekildiği son noktaydı burası(!....) Muhteşem Osmanlı Devletinin, Anadolu’ya geri dönüşünün makûs tarihinin başlangıcıydı.  





Saygıdeğer okuyucularım,


Sayın Edibali’nin de geçen bölümde de belirttiği gibi Viyana; Türk Tarihinde çok önemli bir yer işgal ediyor. Dilerseniz Sayın Edibali ve arkadaşlarını Viyana’dan uğurladıktan sonra 2. Viyana Kuşatmasının Avrupa – Hıristiyan Birliği ve Osmanlı Devleti açısından sonuçları yanında Osmanlıdan kalan ganimetlerin, kültürel yansımalarından bahsetmek istiyorum.

Başarıyla gerçekleştirilen Viyana Konferansı ve temaslarından sonra, Avrupa’nın değişik yerlerinden gelen Milli Mücadeleciler, sevinçle ve gururla bulundukları ülkelere dönmüşlerdi. Sayın Aykut Edibali, Sayın İbrahim Kumaş, Millet Partisi Genel Sekreter Yardımcısı Şazeli Çügen, Genel Başkan Yardımcısı Ferit Edibali, Ankara İl Başkanı Mustafa Yıldız, İl Yönetiminden Ali Özkan Viyana Hava Limanından kalabalık bir grup eşliğinde işadamları Ayhan ve Mustafa Bakan kardeşlerin katılımıyla uğurlandılar.



ASIL BÜYÜK İTTİFAK

Burada önemli gördüğüm bir hususu da sizlerle paylaşmak istiyorum. Genel Başkanımız Sayın Edibali’yi, birkaç arkadaşımla beraber müsaadeleriyle, biraz kenara çekerek bizce çok önemli olan bir değerlendirmeyi kendisiyle paylaştık. Aynen şu cümleleri kullandığımı hatırlıyorum.

-“Saygıdeğer Genel Başkanım sizlere tekrar teşekkür ediyoruz. Bizleri onurlandırdınız. Size burada bir hususu anlatmama müsaade ediniz. Viyana Konferansı sonrası sizleri gece-gündüz programlarınızda ve ziyaretlerinizde hiç yalnız bırakmayan, yerleştiğiniz otele kadar bizden ağırlanmanızı devralan iş adamları, saygıdeğer insanlar Mustafa ve Ayhan Bakan Kardeşleri biliyorsunuz. Bu ağabeylerimiz Milli Mücadele Teşkilatından bir şekilde ayrılıp kopup giden şahıslardır. Bizim buradaki hiçbir faaliyetimize katılmadıkları gibi hiçbir destekte de bulunmamışlardı. Ama konferansımıza geldiler sizi dinlediler. Sonraki safhayı sizde biliyorsunuz. Şunu söylemek istiyorum, sizler Milli Mücadele Hareketini kurduğunuz günden bu tarafa sürekli birlik, beraberlik ruhundan, yakın zamanda sizin önderliğinizde gerçekleşmiş olan ittifak gibi faaliyetleri söz konusu ediyorsunuz. Sizden istirhamımız hareketimizden ayrılıp giden, değişik yerlere savrulan buradaki değerli ağabeylerimiz gibi yüzlerce hatta binlerce Mücadeleci kadrolar var. Onlarla da yeniden bir araya gelme noktasında bir çağrıda bulunmanızdır. Kanaatimize göre “EN BÜYÜK İTTİFAKI GERÇEKLEŞTİRMİŞ OLURUZ” Bu sadece bizim değil, tüm Mücadelecilerin ortak isteği ve talebidir.” Deyince Sayın Edibali gülümseyerek;

-“ elbette evladım. Bizim çağrımız geçmişte de olmuştu. Günümüzde de vardır. Gelecekte de olacaktır. Nasıl ki Allah günde beş vakit bizleri Hakka davet ediyor, bizim bu kardeşlerimize olan çağrımız da aynen böyledir.” Şeklinde nezaketle cevaplar verdiğini anımsıyorum.  Daha sonra vedalaşarak misafirlerimizi İstanbul’a uğurladık.  

2. VİYANA BOZGUNUNU VE İBRETLER

Saygıdeğer okuyucularım,

Yazımızın bu bölümünde Osmanlı Tarihinin belki de en önemli, kırılma noktası olan 2. Viyana Kuşatmasının sonuçlarına dair günümüze çok anlamlı mesajlar içeren bazı saptamaları ve hatıralarımı izniniz olursa sizlerle paylaşmak istiyorum.

İlgiyle okuyacağınızı zannettiğim, belki birçoğunuzun bildiği bu bölümü ibretle takip edeceğinize inanıyorum.


Öncelikle 1983 yılında Viyana’da şahitlik ettiğim bir skandalı paylaşmak istiyorum. 1983 yılı Türklerin Viyana Kuşatmasının 300. Yıldönümüydü. Yani Avusturyalılar zaferlerini, ve Milli Bayramlarını kutluyorlardı. Bundan garipsenecek ne var diyebilirsiniz? Tüm Avusturya’da törenler düzenleniyor, Viyanalılar da benzeri merasimlerle bayramlarını şenliklerle kutluyorlardı. Tören mahallinde Türkiye’den gelmiş, muhteşem kostüm ve görüntüsüyle mehter takımımız vardı. Biz gurbetçi Türkler gururla, duygu yüklü gözyaşlarıyla, Avusturya vatandaşları da hayranlıkla seyrediyorlardı Mehteranın yürüyüşünü ve konserini. Daha sonra Avusturyalılar Viyana Kuşatmasının bizim bozguna uğratıldığımız sahnesinin sergilendiği törende Osmanlı askeri kıyafeti giydirilmiş şahıslarla sağa-sola panik halinde kaçışan askerler, devrilen kazanlar, kap kaçaklarla, ganimetleri andıran sembollerle maalesef adeta alay ediyorlar, bu durum törene katılan Avusturyalılar tarafından kahkahalarla karşılanıyordu. Biz ise kanımız donarcasına seyrediyorduk.




Sanırsam ki o törene hangi düzeyde bilmiyorum, bir Türk protokolü de katılmıştı. Utançla seyrettiğimiz bu görüntülerden sonra Bayrak Gazetesine gönderdiğim bir yazımda konuya binaen şunları belirttiğimi hatırlar gibiyim.

 
“ YERYÜZÜNDE KAYBETMİŞ OLDUĞU BİR SAVAŞI, ZAFERİ KAZANMIŞ DÜŞMANI İLE BİRLİKTE KUTLAYAN İKİNCİ BİR DEVLET VAR MIDIR ACABA?!” DİYE SORGULAMIŞTIM.

2. Viyana Kuşatması ecdadımızın bir İstanbul’un Fethi kadar önemli gördüğü bir fütuhat hayaliydi. Birçok padişah Avrupa’nın kapısını tamamen ardına kadar açacak olan Beç Kalesinin fethine mazhar olma planları yapmıştır. Nasıl Sultan Mehmet İstanbul’u fethederek çağ açıp, çağ kapatmış, peygamber efendimizin övgüsüne layık olma şerefine erişmiş, “Fatih” unvanı ile taçlanmış, Yavuz Sultan Selim Han, Mısır’ın fethiyle hilafet tahtının sultanı olmuş, Mekke-Medine’nin koruyucusu (HÂDİMÜ'L-HAREMEYN) şanının yanı sıra, zamanın İskender’i olarak anılmıştır.

Viyana ise Türkler için “HEP BİR KIZILELMA” olmuştur. Kanuni Sultan Süleyman da, Macaristan’ın fethinden sonra Viyana’ya yönelmiş, Beç Kalesi (Viyana) kuşatmış, kuşatmanın kış mevsimine denk gelmesi, ayrıca ağır toplarında muhasara için getirilmemiş olması sebebiyle kuşatmadan vazgeçmiştir.

Hatırlayacaksınız, Sultan Süleyman düşmanları tarafından “Muhteşem Süleyman” olarak adlandırılıyor, yapmış olduğu fetihlerle ülkesini yönetmede getirmiş olduğu idare ve hukuki yöntemlerle, hâkim olduğu topraklarda huzur, güven ve barışın teminatı olarak gösteriliyordu.


Viyana Kuşatmasından sonra bir buçuk asra yakın bir zaman diliminde kimse Viyana’ya yönelmemiş, ta ki Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’ya kadar. 





Ama Viyana Avrupa’nın en kuvvetli kalesine sahipti. Öbür yandan Osmanlı Devleti de tarihinin şahikasını yaşıyor, dünyanın en güçlü askeri teçhizatı ile ordusuna sahip bir devlet, yani dünyayı titreten dönemin süper gücüydü. İstanbul’da Sultan 4. Mehmet, Avusturyalıların önerdiği 20 yıllık barış anlaşmasına (Vasvar) uyulması kanaatindeyken, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, padişahı bir şekilde ikna eder. 200 bin kişilik büyük bir orduyla birlikte Belgrad’a kadar gelirler. Sultan 4. Mehmet kesinlikle Viyana’nın kuşatılmamasını emreder. Sadece bölgedeki bazı kalelerin alınmasını, tasallut altında olan Macar Devletinin korunmasını isteyerek payitahta geri döner.


Saygıdeğer okuyucularım, Viyana bozgunundan çıkarmamız gereken en ibret alıcı bölümü Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın, sergilemiş olduğu liderlik zafiyeti ve inanılmaz ihtirasıdır. Hâlbuki o anda dünyanın en güçlü ordusu ve silah teçhizatına sahip olan Kara Mustafa Paşa, inanılmaz hatalar sergilemiştir.

Bir komutan;
Yeterli bilgi birikimine sahip, tecrübeli, güven veren, ilkeli, cesaretli, her türlü askeri stratejik gereklilikleri, mekâna, zamana, kuvvete hâkimiyetiyle, yetenekli, tutarlı, akıl ve zekâya sahip, basiretli, engin ve derin geniş görüşlülük sahibi, yetişmiş, kabiliyetli kadrolarla ancak başarılı olabilirdi.


Değerli okuyucularım,

Dilerseniz 2. Viyana Muhasarasına gelecek bölümde devam edelin. Ancak şu hususu da dikkatlerimizden kaçırmayalım. 13 Eylül 1683 yılında Viyana bozgunuyla başlayan geri çekilme hadisemiz, 238 sene sonra Anadolu Türk Tarihinin en önemli savaşlarından olan “Sakarya Meydan Muhaberesine” kadar devam eder. Bu bozgunun Osmanlı Devleti üzerinde oluşturduğu tahribat ve çöküş yanında Avusturya ve Avrupa Hıristiyan devletleri nezdinde meydana getirdiği moral gücüyle “artık yenilmez denilen Osmanlı’nın” kaybedebileceği anlaşılmış, sürekli Osmanlı üzerine taarruzlar düzenlenmeye başlanmıştır.


Saygıdeğer okuyucularım, 2. Viyana Kuşatması ve bozgununun nedenleri ve sonuçlarını, Avusturyalıların kazandığı zafer sonrası takındıkları tavrı, bu zaferi unutmama adına sosyal ve kültürel alanda da sergiledikleri tavır ve ibret verici uygulamalarını gelecek bölümde sizlerle paylaşmak üzere…..

Allah’a emanet olunuz.    
   
  YAZI DİZİMİZE YORUMLARIYLA DESTEK VEREN OKURLARIMIZDAN BAZILARININ MESAJLARINI DA BU BÖLÜMDE SİZLERLE PAYLAŞIYORUZ...     









 
 
 

Bu haber 2205 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum