HAYATIMIZA YÖN VEREN DEĞERLER – KİMLERDİ BU GÜZEL İNSANLAR? YENİDEN MİLLİ MÜCADELECİLER... 30. BÖLÜM

HAYATIMIZA YÖN VEREN DEĞERLER – KİMLERDİ BU GÜZEL İNSANLAR? YENİDEN MİLLİ MÜCADELECİLER... 30. BÖLÜM
14 Nisan 2021 - 19:05 - Güncelleme: 14 Nisan 2021 - 19:21
Saygıdeğer okuyucularım,
               
Geçen bölümlerde “Milli Mücadeleciler Viyana’da” bölümümüzü 1683 yılı II. Viyana Kuşatmasını, tarihi sonuçlarını ve günümüze yansıyan, sosyal, siyasi ve kültürel izlerini sürmüş, bunlara dair yorumlar getirmiştik. Okuyucularımız bu bölümümüzü özellikle çok beğendiklerini ifade eden mesajlarla bizlere destek oldular. Viyana’yı anlatmak sayfaları sığmayacak kadar geniş bir yazı dizisi olabilir. Önümüzdeki dönemler Avusturya’da yaşayan Türk toplumunun sosyolojik, psikolojik, kültürel ve ekonomik konumunu anlatan başka yazılarda da buluşuruz bakarsınız…. Tuna’yı, Kahlenberg’i yeniden gezeriz boynu büyük, kanadı kırık, hicranla dolaşırız ecdat yadigârı, tarihi, kara sevdamız, güzel Viyana’yı…

Yazı dizimizin ana temasını daha fazla incitmeden asıl konumuz “HAYATIMIZA YÖN VEREN DEĞERLER – KİMLERDİ BU GÜZEL İNSANLAR? YENİDEN MİLLİ MÜCADELECİLER” faslına yeniden dönüş yapıyoruz. Yazımıza başladığımız günden bu tarafa hareketin içinde yer almış, ismen tanıdığım, şahsen birlikte olma şansını bulamadığım birçok Mücadele Kadrolarına ulaşma, onlarla tanışma fırsatına nail oldum. Her biriyle uzun uzun sohbetlerimiz oldu. Bir çoğunun bir şekilde yazı dizimizden haberdar olduklarını görmek bizleri ziyadesiyle mutlu eyledi. Bu büyüklerimizden, yazı dizimize bir nebze de olsa katkı sağlamaları ricasıyla geçmiş hatıratları ya da hareketle ilgili genel düşüncelerini istediğim zaman; bazılarının konuşmada ki hünerlerini maalesef yazıya dökmede ketum kaldıklarını, yazma konusunda kendilerini hazır ya da çok başarılı görmediklerini ifade edenler yanında, kırgınlıkları, küskünlükleri olanlar, bir şekilde bu hareketin dışında kalmış şahsiyetler, anladığım kadarıyla “eski dava arkadaşlarını” incitme endişesiyle olsa gerek yazmaya pek yanaşmadıklarını anlıyorum ve saygıyla karşıladığımı ifade ediyorum.

Hatırlayacaksınız geçmiş bölümlerde önemli bir şahsiyet,
“ - bildiğiniz gerçekleri mezara mı götüreceksiniz?” şeklindeki bir soruma verdiği cevapta;
“ - Belki bazı gerçekleri mezara götürebiliriz ama pazara asla!” şeklinde geçmişine ve dava arkadaşlarına duyduğu derin bir saygıyı dile getiriyordu kim bilir (?....)





İşte Mücadelecileri farklı kılan özelliklerden biri bu olsa gerek! Mücadelecilerin nerede, hangi platformda, hangi sıfatta, hangi kurum, parti, vakıf, vs. ülkenin içinde  ya da sınırlarımız dışında nerede olurlarsa olsunlar birbirlerine olan derin muhabbetleri ve kardeşlik bağı tutkularını yıllar sonra bir araya gelmiş iki Mücadelecinin birbirlerine sarılarak kucaklaşmalarındaki samimiyetten rahatlıkla anlayabilirisiniz.

İsterseniz Mücadelecilere has olan bu özelliği ve Milli Mücadele Hareketi ile ilgili kendine göre bazı saptamalarını, meşhur gazeteci, Yazar Ahmet Hakan’ın bir yazısından alıntıyla devam edelim.

“Mücadeleciler’ kardeşliğine dair” - 2 Ocak 2009

ÖRGÜTÜN tam adı: Yeniden Milli Mücadele...
Dayandığı taban: Sağcı gençler...
Etkinlik yılları: 60’ların sonu, 70’lerin başı...
İdeolojik özellikleri: Antikomünist, Osmanlıcı, millici, devletçi, yerli İslamcı...
Karakteristik özellikleri: Devletin derinliklerinin entelektüel aygıtı olmuşlardır... "Derin sağ"ın okumuş çocuklarıdır...
Önemli üyeleri: Aykut Edibali, Ahmet Taşgetiren, Cemil Çiçek, Ali Müfit Gürtuna, Hüseyin Gülerce,  Atilla Yayla, Melih Gökçek, Mustafa Erdoğan...
Amacı: Sağcı entelektüel yetiştirmek...
Etkinlik alanı: Üniversiteler...
Yaklaşımı: Komplocu...
60’lı yılların sonunda, 70’lerin başında etkinliğinin zirvesinde olan, o dönemlerde "Sağın Dev-Genç’i" falan diye de anılan bu örgütün önemli isimleri, daha sonra hareketten koptu... Hepsi bir yerlere savruldu...
Ama savruldukları yerlerde hep "sözü dinlenir", "önemli" kişiler olmayı da başardılar...
Şöyle ki: Cemil Çiçek siyaset duayeni oldu...
Ali Müfit Gürtuna ayrı baş çekti...
Mustafa Erdoğan liberal feylesof oldu...
Atilla Yayla hırçın liberal oldu...
Ahmet Taşgetiren, kibrini aşırı tevazusuyla gizleyen bir İslamcı yazara dönüştü...
Hüseyin Gülerce, Fethullah Gülen Cemaati’nin önemli ismi haline geldi...
Melih Gökçek pragmatik oldu...
Aykut Edibali 40 yılın küçük partisinin lideri olarak yoluna devam etti...
Melih Gökçek’in epeyce hırpalandıktan sonra...
Tayyip Erdoğan’ın ağzından "Ankara’da Melih Gökçek kardeşimle yola devam ediyoruz" cümlesiyle, yeniden AKP’nin Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayı olarak ilan edilmesinde...
Birçok unsur rol oynadı...
"Gökçek gibi bir sorunla uğraşmak zorunda kalmamak" meselesi rol oynadı...
"Ankara’ya Gökçek’ten daha iyi bir aday bulamamak" meselesi rol oynadı...
"Gökçek’in başka bir partiden ya da bağımsız aday olarak çıkma ihtimalinden çekinmek" meselesi de rol oynadı...
Ama bir mesele daha var:
"Mücadelecilik kardeşliği..."
Eski örgüt arkadaşlığının yol açtığı dayanışmanın Melih Gökçek’in yeniden aday olmasında küçük de olsa mutlaka bir rolü olmuştur...
"Mücadeleciler"in, biraz masonik bir tarafı vardır...
Yolları ayırsalar, örgütü bıraksalar da birbirlerini tutmaya devam ederler...
Mesela...
Cemil Çiçek’in AKP içinde Melih Gökçek’in yeniden aday gösterilmesi için verdiği uğraş, bu türden bir kardeşliğin ürününden başka bir şey değildir...
Mesela...
Eski "Mücadeleci", Hüseyin Gülerce’nin Gökçek’e verdiği desteğin arkasında eski örgüt arkadaşlığının izlerini bulabiliriz...
Mesela...
Ahmet Taşgetiren gibi "ilke abidesi" görüntüsü veren bir İslamcı yazarın, Melih Gökçek’i canla başla savunan yazılar yazmasında da "Mücadelecilik Kardeşliği”nden başka bir husus rol oynamaz...
Yoksa...

Ahmet HAKAN Milli Mücadele teşkilatı gibi diğer benzer Milliyetçi, Muhafazakar ve İslamcı grupları da kapsayacak şekilde yazısını ironik bir şekilde bitiriyor;

 "Keşke vaktiyle ben de şu gruplardan birine girip biraz sebat etseydim yahu."

İşte Ahmet Hakan’ın kastettiği bu “Milli Mücadelecilik bağının” ne olduğunu bende bu yazı dizisi vasıtasıyla bizzat yaşıyorum. Ülkemizin değişik yerlerinden bana ulaşan ya da benim onları arayarak tanışmamıza vesile olduğumuz birçok değerli şahsiyetle anında aramızda bir gönül köprüsü kuruluyor, sanki yıllardan beridir birbirimizi tanıyoruz. İnanın telefonda yaptığım görüşme ve sohbetin tadına doyum olmuyor. Sohbetlerimiz uzadıkça uzuyor. Bu insanların lisanlarının tatlılığı, gönüllerinin güzelliği, hepsinin bir Yunus gibi kucaklamasını hissediyorsunuz. İyi ki varsınız güzel insanlar!…

İşte bu güzel insanlardan Mücadelecilerin ağabeyi, dadaşlar diyarı “Erzurum’un Dede Korkut’u” olarak adlandırdıkları, Mücadele Kadrolarından eğitimci, yazar Sayın Abdurrahman Zeynel’ hocamızla görüşüyorum. Zeynel hocamız, sohbetimizde o nezaketli tutumuyla Milli Mücadele Hareketi’ne nasıl katıldığını, Pınar Dergisi ile başlayan, Yeniden Milli Mücadele Mecmuası ile devam eden, daha 16-17 yaşlarındayken başladığı destansı Mücadele’yi anlatıyor. Abdurrahman Zeynel hocamız, Erzurum Mücadele Kadrolarından. 1975 “Mücadelecilerin Otağı, Dadaş Öğrenci Yurdu”nun kurucusu ve idarecilerinden. Aynı zamanda Dadaş Kur’an Kursunu hayata geçiren bir büyüğümüz. Kendisi Erzurum sorumluları rahmetli Dr. Hamdi Kalyoncu ve diğer sorumlu başkan Mustafa AVCI ile birlikte çalışmışlar.
Sayın Abdurrahman Zeynel Hocamız, yazı dizimize katkılarını sağlayarak bizleri memnun etmiştir. Kendilerine teşekkür ediyorum. Zeynel Hocamız “Öncelikle Milli Mücadele Hareketini” geçmişimizden günümüze kadar olan serüvenini o kadar güzel özetleyerek anlatmış ki! Ayrıca diğer bir yazısında Milli Mücadelenin Erzurum ayağını önemli şahsiyetlerini de anlatan başka bir çalışmasını da gönderdi. Siz değerli okuyucularımıza bu güzel yazıları istifadenize sunuyoruz.  



ŞANLI MÜCADELENİN ELLİ YILI

Onlar bir avuç kahraman gençtiler. Yaşları 18-22 arasındaydı. Afyon'da, Konya’da ülkenin sorunlarıyla, dertleriyle kavruldular. Ekmeklerini paylaşıp, acılarıyla acı, sevinçleriyle sevinip sahabe misali kardeş oldular. Ayrılmaz bir bütün sevgi yumağı, itimat edilen bir yüce topluluk oldular.

Okudular, öğrendiler, İslam'ın temellerini yutarcasına okuyup ruhlarına gömlek, zihinlerine kaftan yaptılar. Kısa zamanda Edirne'den Van'a, Muğla'dan Erzurum'a yayıldılar.

Binlerce Anadolu yiğidini kardeş yaptılar. Düşüncede, fikirde birlik oluşturdular. Ve 1968 de başlayan anarşi olaylarından tereyağından kıl çeker gibi kendilerini ve arkadaşlarını çekip uzaklaştılar. Kırmadılar, dökmediler, Yunus'un dilinden konuşup kardeş oldular.....!
İmamı Azamı örnek alıp İmam Maturidi'yi genç nesillere anlattılar. Günün birinde bu düşüncelerini yazılı hale getirmek için dergi çıkarmaya karar verdiler. Ve dergiye isim olarak "Yeniden Milli Mücadele" dediler.

Aykut Edibali, Yavuz Aslan Argun, Mevlüt Baltacı, Necmettin Erişen, İrfan Küçükköy, Kemal Yaman ve diğerleri tek vücut olup "Milletim Uyan" dediler.



Büyük gayretlerle 1970 Şubatında yayın hayatına başlayan Yeniden Milli Mücadele Dergisi bugün Bayrak ismiyle 51. yaşına girmiş bulunuyor. 1323 sayı yayınlanan dergi Türk Kültür ve Medeniyetine önemli katkılar sunmuş, sunmaya devam etmektedir. İlk sayısında 'Neden Çıkıyoruz' sorusuyla başlamış, 1683 yılından beri devam eden mağlubiyetlere çare aranmış, her alandaki çöküşün durdurulması, yücelme ve ilerlemenin yolunun açılması için yapılması gereken fikirler ortaya konmuş, yüz binlerce genç bu konuda eğitilmiş, İnkılap İlmi, İlmi Sağ, Milli Mücadelemizin Stratejisi, Gerçek Emperyalizm, Akaid, Kadroların Vazifeleri adlı kültür çalışmalarından geçerek 'Türk Milletinin Varlık Ve Beka Davasında' şerefli yerlerini almışlardır.




Binlerce kahramanın gayretleriyle YMM'nin öncülüğünde; Çanakkale Şehitleri, Akif Geceleri, Fetih Mitingleri, İstiklal Marşının kabulü, İller bazında kurtuluş geceleri düzenlenerek millete örnek oldular. Pınar, İlim Kültür Sanatta Geçek gibi dergiler yanında iller ölçeğinde örnek dergi çalışmaları ciddi bir aydınlanma sağlamıştı.
Aykut Edibali "Geleceğin organizasyonu nasıl olmalıdır"?  Sorusuyla Türkiye'nin düşünen, aksiyoner hareket edebilecek, hayatın her alanına yerli ve milli düşünceyi hâkim kılacak, hukuku üstün tutacak insanlara ihtiyaç vardır. Bunun için gönlü, yüreği, beyni, vicdanı bu soylu soruya cevap verebilecek 'Yunus' gibi söyleyecek insan topluluğuna ihtiyaç vardı. İşte bu insan topluluğu milletin dertlerine çare, mazlum milletlere rehber olacak "Milli Devlet'i kurabilecekti.

Edibali Milli devlet idealinin gerçekleştirebilmek için 'Halkın Çağrısı Nasıl' olmalıdır başyazısıyla bu soruya cevap bulmaya çalışmıştı. "Bunun için hiç bir dost bizden bu umudu satmayı beklemesin. Hiç bir sevmeyenimiz kalemlerimizi kendilerini karalamak için çamurlaştırmayı beklemesin". (5 Şubat i974) derken bir başka yazıda "Milletin dostları ve düşmanları nasıl belli olacak" sorusunu sorup cevap olarak da "bugün Türk aydını, Türk halkı son derece müşahhas ve o ölçüde hayati problemi çözmesi gerekir. Halkın çocukları, halkın imtiyazsız öncüleri kendi iş deneyimleri ve aksiyonları ile bugün kristal berraklığında, taş katılığında, çelik disiplininde dış deneyi ve aksiyonu birleştirmek başarıları ortaya çıkaracaktır.

Fikir hürriyetinin anlamına gelince objektif, sosyal hayatta uygulanmasıyla hayatiyet kazanır. Ölü bir medeniyeti ancak meraklıları öğrenir. Belki sempatik bulabilir. Topluma yayılmamış fikirler böyledir. Yani ölüdürler. O halde savunulan fikri anlatmak, topluma yaymak ve buradan yeni bir medeniyet tasavvuru çıkarmak Türk milletinin evlatlarının en önemli görevidir.

Fikri hareketler toplumda karşılaşırken önüne çıkacak engellerden biride zamlardır. Zam ekonomik bir olaydır. Arz edilmiş emek, hizmet ve meta'ya dahi yüksek bir rayiç biçmektir. Millet evlatlarının bunun önüne geçe bilmesi için üretimin artırılması, yükte hafif pahada ağır ürünleri çok sayıda üreterek bu olayın önüne geçmesi elzemdir. Yani arz-talep ilişkisi mutlaka bilimin ışığında, hayatın gerçeklerinde ortaya çıkarılmalıdır. Eğer bu yapılmazsa ekonomi iflas ederken hayallerde iflas eder.

26 Mart 1975 sayılı nüshasında 'Batı Trakya, Kıbrıs, Irak özelde Barzani' olayını izah ederken alınacak tedbirleri sıralamış, dış politikada acz içine düşmenin kabul edilemeyeceğini vurgulamıştır. Türkiye'nin kanayan yarasından biride "Esir Türkler" davasıydı. Sovyetler yıkılmamış, büyük bir Türk yurdu Esir hayatı yaşamaktadır. Günümüzde Kerkük, Musul, Batı Trakya, Halep ve Doğu Türkistan'ın hale esir iller içinde olması ayrı bir hüzün konusuydu.

Öğrenci olayları tırmanırken çıkarılacak bir affın ülkeyi yeniden kanlı bir boğuşmaya sürükleyeceği ifade edilirken Anadolu da toplanan yüz binlerce imza basın önünde ilgili ve yetkililere verilerek bu konuya dikkat çekiliyordu. Buna karşılık iktidarı elinde tutanlar millet evlatlarının bu soylu çalışmasını engellemek için ellerinden gelenide yapıyorlardı.




TRT Millileşmeli, TRT yöneticileri değişmeli kampanyaları amacına ulaşıyor, Meslek Liseleri Üniversiteye girmeli kampanyası sonucunda öğrencilere üniversite yolunun açılması ayrı bir başarıydı.

Fatih ve Fetih konusunda yazılan yazılarda soylu, insani, adil bir medeniyetin geri kalmış, çağını doldurmuş, çürümüş, sosyal sitemler karşısındaki galibiyeti olarak ifade ederken Türk Milletinin adil, kahraman  tarafını öne çıkaran  fikirleri insanlara anlatılar......
Günümüzde tartışılan partiler arası ittifaklar 1974 yılında Milli Cephe sloganıyla ortaya koyulmuş, neden doğru düşünenlerin bir araya gelmesi gerektiği ifade ettiler. Bu fikir temellerinde 1991 ittifakı yapılar.

Hukuk bir toplum için olmazsa olmazdı. Konuyla ilgili pek çok başyazıda hukuk üzerinde durulmuş, hukukun zaafa uğradığı zaman toplumun karşılaşacağı sıkıntıları ayrıntılarıyla ortaya koydular.

Kıbrıs'ta Rum- Yunan ikilisi darbe yapınca soydaşlarımız yok olmakla karşı karşıya kalmış, Yeniden Milli Mücadele dergisi tüm gücüyle Kıbrıslı soydaşlarının yanında yer almış, çözümler sunmuş "Türkiye'nin Kıbrıs Politikası Ne olmalıdır" adlı kitap siyasilerin imdadına can simidi gibi yetişmişti. Tek Çare 'Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Kurulmalıdır' tezi ısrarla savunulmuş, ancak bu arzu 1983 yılında gerçekleşti.

Özellikle 1974-1980 arasında meydana gelen koalisyonlar döneminde Hükümet Buhranlarının sebepleri analiz edilerek çareler üretilmiş, binlerce genç, yiğit delikanlı bu fikirleri Anadolulun en ücra köşelerine kadar götürerek anlattılar.
Buhran Nedir? Bunalım nedir? Hükümetler neden kurulamıyor ve bunun çaresi nedir fikirlerini bu yiğitler durmadan bıkmadan anlattılar.

Türk-Amerikan ilişkileri bozulmuş, Amerika Türkiye'ye ambargolar uygulayarak ekonomiyi batırmak, Türkiye'yi bu yolla sıkıştırmak istemesi 6 yıl boyunca ülkede ciddi sıkıntılara sebep olurken Edibali ve arkadaşları bunlara karşı alınacak tedbirleri anlatmakla meşgul oldular.


Kendini Milli olarak tarif eden partilere uyarı üzerine uyarı yapılmış, fikirler üretilerek kullanımlarına sunmuş olmasına karşılık onlar bireysel ve parti çıkarları için bu gerçekleri duymak bile istememişlerdi. Bu gelişmeler olurken ağır bir yazı kaleme alınmış ve "Çanlar Kimin İçin Çalıyor" denmişti.

Ülkede afla dışarı çıkan sol militanlar ülkede yeniden kavgayı başlatmış, karşı cephede bunlara karşılık vermişti. Bunların karşısında aklı ve sağ duyuyu öne çıkaran Mücadeleciler Aykut Edibali'nin "Gençler Silahlı Mücadeleyi Durdurun" ikazıyla toplumu aydınlatmaya çaba harcarken  ne yazık ki bu sese kulak veren olmamış, bunun sonucu 1980 yılına kadar 5000 den fazla insanımızı kaybetmiştik.

Edibali Ocak 1975 yılındaki başyazıda "gençler böyle bir kör döğüşten, medeni ve insani bir mücadele ortamına kavuşmalarına yardım etmek hepimizin görevidir" demek suretiyle tüm ilgili ve yetkilileri göreve çağırıyordu.

Tüm bu acıların çaresi olarak 21 Ocak 1975 yılında ki başyazıda çözüm ve çarenin "Milli Devlet" fikri topluma deklare ediliyordu. Yıllar önce Milletim Uyan sedalarıyla insanları uyaran bu gençler 104 sayıda "Büyük Devlete Doğru"172 sayıda "Milli Politika Özlemi" 156 sayıda "Milli ve Gerçek demokrasi" özlemlerini dile getirdiler.

Şubat 1978 yılında ağırlaşan ekonomik durumlar üzerine nasıl tedbirler alınacağını açıklayarak rehberlik görevini devam ettirmişti. Çok tartışılacak bugünde etkisini devam ettiren Dış Borçlar konusunda yazılan "Düyun-u Umumiye" hortluyor mu? yazısı bugünde geçerliliğini koruyor. Devalüasyon tehlikelerine dikkat çekilerek ciddi, uygulanabilir ekonomi politikalarını idare edenlere bildiriyordu. Devalüasyon bir zaferi temsil etmez. Bu bir yenilginin temsilidir deniliyordu.



Dış politikada her zaman milli ve realist politikaları savunurken Türk-Amerikan ilişkileri büyük yer tutuyordu. Yine Türk- Amerikan ilişkilerini konu alan uzun bir inceleme ve sonuçları her aklı başında vatandaşın okuyup bilmesi gereken tarihi gerçeklerdi.

Türk-Yunan ilişkileri üzerine onlarca makale kaleme alınmış, diş politikanın temellendirilmesi yönünde ciddi katkılar sağlanmıştı. Bu bağlamada Kıbrıs olayları konusunda son derece çok araştırma, makale yayınlanarak ülke yöneticilerine nasıl davranmaları konusunda bir çok fikir serdedilmiş alın kullanın denilmişti.

Türk-Fransız ilişkileri ve Fransa'nın Ermeni teröristleri korumasına yönelik uyguladığı politikalar eleştirilmiş, yapılan yanlışlar gözler önüne serilmiş, vicdanlı Türk aydını bu konuda uyarılmıştı.

İslam Konferansı ve bu birlikteliğin faydaları dergi sayfalarında yer bulurken, Türkiye İslam Ülkeleri ilişkilerinin gelişmesi yönünde fikir üretmeye devam edilmişti.
Türk-Çin ilişkileri ve Doğu Türkistan Davası ve İsa Yusuf Alptekin birlikteliği de önemli konular arasında yer almıştı.

İstanbul un Fethi, Fatih ve Fetih, konuyla ilgili mitingler Mücadelecilerin öncelikli konuları arasında yer almış Ayasofya'nın zincirleri mutlaka kırılmalıdır denmiş, Patrikhane Yurt Dışına Sloganları İstanbul semalarında göğe yükselmişti."Ordu- Millet El Ele, Düşmana vurduk sille, tarihten güç aldık biz Yaşasın Mücadele" şiirleri yüreğimizde karşılığını bulmuştu.

Ankara, Trabzon, İzmir, Samsun toplantılarıyla mücadelecilerin aldıkları kararlar tüm dünyaya ilan edilmiş, kardeşlik bayrağı dalgalandırılmaya devam edilmişti. Artan bölücü, anarşik olaylara karşı devleti ve devletin meşru güçlerini göreve çağırmış bu konuda asla taviz verilmemişti.

Tarihin Akışı, Köy Odaları, Örnek İslam Alimleri, İmamı Azam, Akaid ve Ömer Nesefi dergide yayınlanan yazılarla birlikte milli hikayelerden demetlerde dergiyi süsleyen yazılardan idi. Fetih toplumu nasıl olmalıdır? Bu konuda biz ne yapabiliriz anlayışı hayata geçirilmesi gereken fikirler demetiydi. 

Millet hayatına kasteden kökü dışarıda olan, Leninci, Maocu, Enver Hocacı, Mason, Yehova Şahidi gibi sözde fikir akımlarıyla mücadele etmekten fikri anlamda asla vaz geçmediler.

İMF nedir ve Türk Milleti için ne ifade eder bilgileri önemli konular arasındaydı.
Diyarbakır'da Şehit Edilen Musa Akın, Tunceli'de şehit Edilen Zeki Keleş, Ankara'da şehit edilen Zeki yılmazda üzüntülerimizi katlamış ama asla olaylara bulaşmayarak, Aykut Edibali'nin "Aman ha gençler silahlı mücadeleye katılmayınız. Silahlı Mücadele vatan ihanettir. Bunun kazanı karanlık güçlerdir" nasihatleri hayat bulmuş ve asla kavgalara girilmemiş, arkadaşlarımız ölmeyi değil hayatta kalıp millete hizmet etmeyi benimsemişlerdi.

İran'da meydana gelen devrimden hareket kendini korumuş, asla İran olaylarında taraf olmamış ve Edibali "İran'a, Humeyni'ye en doğru cevap minberden verilmelidir" diyerek arkadaşlarını hataya düşmekten korudu.

1980 yılında Yeniden Milli Mücadele yerine çıkan Bayrak dergisi edinilen birikimi daha ilerilere taşıma görevini üstlenmiş, 12 Eylülde arkadaşlarının hapishanelere düşmemesi için gösterdiği rehberlikte Türkiye'de bunu sağlayan lider Aykut Edibali olmuştu.
Partiler yeniden kurulurken Edibali'nin yazdığı başyazılar, demokrasi,  hürriyet, inkılâp gibi kavramlar 12 Eylül sonrasında pek çok eleştiriye muhatap olmasına karşılık bugünün iktidarda bulunanlar o gün yazılanları eleştirseler bile bugün o kavramları kullanan insan durumuna gelmiş olmaları Aykut Edibali ve arkadaşlarının fikirlerinin doğruluğunu teyit ediyordu.



Dergilerin sayılarında Milli Eğitim üzerine yazılanlarda önemli bir yer tutmaktaydı. Eğitim önemliydi. Okul önemliydi. Çocuklarımız geleceğimizdi. Bu konularda ortaya konulan konular ne yazık ki iktidarların hışmına uğramış, hep olmayacak işlerle nutuk çekmişlerdi.
Tarımda, hayvancılıkta ortaya konulan fikirler, yazılar aydınlatıcı olmanın ötesinde ileriye ışık tutuyordu. Ne yazık ki bu fikirlere yönetenler kulaklarını tıkadılar.

Irak, Suriye, Filistin, Azerbaycan, Kosova, Balkanlar konularında dergi yine görevini yapmış yarınlara aydınlatıcı ve çözümleyici fikirler ileri sürdüler.

1984 yılında Aykut Edibali ve 50 arkadaşının kuruculuğunu üstlendiği "Islahatçı Demokrasi Partisi"  çıkarılan tüm engellemelere karşılık teşkilatlanmasını tamamlamış, çalışmalar derginin sayfaları arasında yerini almıştı. 1985 sonrası IDP'nin teşkilatlanmasında iktidar tarafından çıkarılan zorlukları o günleri yaşayanlar iyi bilirlerdi. 1991 ittifakı kim ne derse desin bu yiğit insanların marifetiyle kuruldu.
Islahatçı Demokrasi Partisi 1990’ların ortasına doğru ismini değiştirerek Millet Partisi oldu. Millet Partisi geçen 25 yıllık sürede pek çok engelle karşılaşmış, nasıl zorlamalara muhatap olmuştu.? Bunların yazılması ve gelecek kuşaklara  miras olarak bırakılması bir borç ve bir görev olması da önemlidir.....!

Evet 56 yıllık bir mücadele ve fikir hayatı böyle bir makalenin sınırlarına sığmayacak kadar büyük olması elbette zordur.

1964 yılında Aykut Edibali ve dava arkadaşları tarafından fikri temelleri atılan, 1970 yılında yayın hayatına başlayan yüzbinlerce gencin göz nuru, alın teri ve el emeğiyle büyüyen gelişen, engellerle karşılaşan Yeniden Milli Mücadele Hareketi, Bayrak Dergisi, Pınar, Gerçek, Çınar gibi kardeş dergilerle, Vakıflarla  en nihayet Millet Partisiyle varlığını devam ettirmektedir.

Bu güzel yolda ahrete intikal etmiş kahraman millet evlatlarına Allah'tan rahmetler dilerim. Halen tüm zorluklara karşı fikri temelleri sağlam olan harekete hayatlarını vakfederek yürüten yiğitlere sağlık, başarı ve zihin açıklığı vermesini Yüce Rabbimden niyaz ederim.....

Binlerce Anadolu yiğidini kardeş yaptılar. Düşüncede, fikirde birlik oluşturdular.
1968 de başlayan anarşi olaylarına karışmadılar. Kırmadılar, dökmediler, Yunusun dilinden konuşup kardeş oldular.....!

İmamı Azamı, örnek alıp İmam Maturidi'yi genç nesillere anlattılar.  Fikirlerini yaymak için "Yeniden Milli Mücadele" dergisini çıkardılar.

Aykut Edibali ve arkadaşları canla başla çalışıp "Milletim Uyan" dediler

1970 Şubatında yayın hayatına başlayan Yeniden Milli Mücadele Dergisi 1980 yılında Bayrak ismini alarak 51 yıldır Millete hizmet ettiler.
1323 sayıdır Türk Kültür ve Medeniyetine önemli katkılar sundular.

'Neden Çıkıyoruz' sorusuyla başlamış, 1683 yılından beri devam eden mağlubiyetlere çare aranmış, her alandaki çöküşün durdurulması, yücelme ve ilerlemenin yolunun açılması için yapılması gereken fikirleri ürettiler.
Yüzbinlerce genç eğitilerek  'Türk Milletinin Varlık Ve Beka Davasında' şerefli yerlerini aldılar.
Çanakkale, Akif, kurtuluş geceleri düzenleyerek halkı uyardılar.
 Kıbrıs, Fetih Mitingleri yapıp  salon toplantıları düzenlediler.
Pınar, Geçek gibi dergiler yanında iller ölçeğinde örnek dergi çıkardılar.
"Geleceğin organizasyonu nasıl olmalıdır"? Sorusuyla hayatın her alanına yerli ve milli düşünceyi hâkim olmasına çareler aradılar.
Gönlü yüreği, beyni, vicdanı bu soylu soruya cevap verebilecek 'Yunus' gibi söyleyecek insan topluluğu yetiştirip mazlum milletlere rehber olacak "Milli Devlet'i savundular..
Fikir hürriyetinin önemini belirtip ölü bir medeniyeti ancak meraklıları öğrenir. Onun için yeni bir medeniyet kuralım dediler.
'Batı Trakya, Kıbrıs, Irak, olayını izah edip alınacak tedbirleri sıraladılar.
"Esir Türkler" davasını bıkmadan savundular. Kerkük, Musul, Batı Trakya, Halep ve Doğu Türkistan'ın hala esir iller içinde olmasına üzüldüler.
Fatih ve Fetih konusunda yazılar yazıp, Türk Milletinin adil, kahraman tarafını öne çıkarıp fikirlerini insanlara anlattılar.
Milli Cephe fikrini ortaya atıp neden doğru düşünenlerin bir araya gelmesi gerektiği ifade ettiler.
Hukuk bir toplum için olmazsa olmazdı. Çünkü hukukun zaafa uğradığı zaman toplumun karşılaşacağı sıkıntıları ayrıntılarıyla ortaya koydular.
Kıbrıs'ta Rum- Yunan ikilisi darbe yapınca soydaşlarımız yok olmakla karşı karşıya kalmasına karşı çıktılar. Tek Çare 'Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Kurulmalıdır' tezini ısrarla savundular.
Edibali'nin "Gençler Silahlı Mücadeleyi Durdurun" ikazlarına kulaklarını tıkayanların hatası nedeniyle 1980 yılına kadar 5000 den fazla gencimizi kaybetmiştik.
Dış Borçlar konusunda halkı uyandırmaya çalışıp yeni "Düyun-u Umumiye'lerin önünü kesmeye çalıştılar.
Devalüasyon tehlikelerine dikkat çekip "Devalüasyon zaferi temsil etmez. Bu bir yenilginin eseridir" dediler.
Dış politikada her zaman milli ve realist politikaları savundular.
Türk-Amerikan ilişkileri konusunda tutarlı bilgileri kamuoyu ile paylaştılar.
İslam Konferansının faydaları dergi sayfalarında yer aldı. Türkiye ile İslam Ülkeleri ilişkilerinin gelişmesi yönünde fikir ürettiler.
Türk-Çin ilişkileri ve Doğu Türkistan Davası gündemlerinden hiç düşmedi.
İstanbul'un Fethi, Ayasofya'nın açılması ideali, Patrikhanenin Yurt Dışına çıkarılması şiarları oldu.
"Ordu-Millet el ele,
Düşmana vurduk sille,
Tarihten güç aldık biz
Yaşasın Mücadele" şiirleri yüreklerimizde karşılık buldu.

Diyarbakır'da Musa Akın, Tunceli'de Zeki Keleş, Ankara'da Zeki Yılmaz'ın şehit edilmeleri üzüntülerimizi katlamış olmasına rağmen şiddete taraf olmadılar.

Edibali " Humeyni'ye verilecek en doğru cevap minberden verilmelidir" diyerek arkadaşlarını hataya düşmekten korudu.

Bayrak Dergisi 1980 yılında Yeniden Milli Mücadele’nin yerini alarak uyarı ve ikazlarını kırk yıldır devam etmektedir. 

12 Eylülde arkadaşlarının hapishanelere düşmemesi için gösterdiği rehberlikte Türkiye'de bunu sağlayan tek lider Aykut Edibali olmuştu.

1984 yılında Edibali ve arkadaşının kuruculuğunu üstlendiği "Islahatçı Demokrasi Partisi" çıkarılan tüm engellemelere karşılık teşkilatlanmasını tamamlamış, 1991 ittifakı bu yiğit insanların fedakârlığı ile kurulmuştu.

Islahatçı Demokrasi Partisi isim değişikliği yaparak Millet Partisi olmuş, 25 yıllık sürede pek çok engelle karşılaşmış, zorlamalara muhatap olmuş, 56 yıllık bir mücadele ve fikir hayatı böyle bir sohbetin sınırlarına sığmayacak kadar zordur.

1970 yılında yayın hayatına başlayıp, yüzbinlerce gencin göz nuru, alın teri, el emeğiyle büyüyen, gelişen, engellerle karşılaşan Yeniden Milli Mücadele Hareketi, Bayrak Dergisi, Pınar, Gerçek, Çınar gibi kardeş dergilerle, vakıflarla en nihayet Millet Partisiyle varlığını onurlu bir şekilde sürdürmektedir.

Ahrete intikal etmiş kahraman millet evlatlarına Allah'tan rahmet, tüm zorluklara karşı fikri temelleri sağlam Millet Davasına hayatlarını vakfeden dostlara sağlıklı ömürler dilerim.

Gelecek Sayımızda görüşmek üzere Ramazan-ı Şerifiniz Mübarek olsun....
Aziz Okuyucularım...

 
 
        


 

Bu haber 939 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum