MESELE KUYUMCUYU BULMAK…

MESELE KUYUMCUYU BULMAK…
05 Mart 2018 - 09:40

Vaktiyle bir bilge hoca, yıllarca yanında yetiştirdiği öğrencisinin seviyesini öğrenmek ister. Onun eline çok parlak ve gizemli görüntüye sahip iri bir nesne verip: 
"Oğlum" der, "Bunu al, önüne gelen esnafa göster, kaç para verdiklerini sor, en sonra da kuyumcuya göster. Hiç kimseye satmadan sadece fiyatlarını ve ne dediklerini öğren, gel bana bildir. 
Öğrenci elindeki ile çevresindeki esnafı gezmeye başlar. İlk önce bir bakkal dükkânına girer ve "Şunu kaça alırsınız?" diye sorar Bakkal parlak bir boncuğa benzettiği nesneyi eline alır; evirir çevirir; sonra: "Buna bir tek lira veririm. Bizim çocuk oynasın" der. 
İkinci olarak bir manifaturacıya gider. O da parlak bir taşa benzettiği nesneye ancak bir beş lira vermeye razı olur. Üçüncü defa bir semerciye gider: Semerci nesneye şöyle bir bakar, "Bu der "benim semerlere iyi süs olur. Bundan "kaş dediğimiz süslerden yaparım. Buna bir on lira veririm."
En son olarak bir kuyumcuya gider. Kuyumcu öğrencinin elindekini görünce yerinden fırlar. "Bu kadar değerli bir pırlantayı, mücevheri nereden buldun?" diye hayretle bağırır ve hemen ilâve eder. "Buna kaç lira istiyorsun?" Öğrenci sorar: Siz ne veriyorsunuz?" "Ne istiyorsan veririm."Öğrenci, "Hayır veremem." diye taşı almak için uzanınca kuyumcu yalvarmaya başlar: "Ne olur bunu bana satın. Dükkânımı, evimi, hatta arsalarımı vereyim." Öğrenci emanet olduğunu, satmaya yetkili olmadığını, ancak fiyat öğrenmesini istediklerini anlatıncaya kadar bir hayli dil döker. 
Mücevheri alıp kuyumcudan çıkan öğrencinin kafası karma karışıktır. Böylesi karışık düşünceler içinde geriye dönmeye başlar. Bir tarafta elindeki nesneye yüzünü buruşturarak 1 lira verip onu oyuncak olarak görenler, diğer tarafta da mücevher diye isimlendirip buna sahip olmak için her şeyini vermeye hazır olan ve hatta yalvaran kişiler..
Bilge hocasının yanına dönen öğrenci, büyük bir şaşkınlık içinde başından geçen macerasını anlatır.
Bilge sorar: "Bu karşılaştığın durumları izah edebilir misin?" Öğrenci: "Çok şaşkınım efendim, ne diyeceğimi bilemiyorum,kafam karmakarışık" diye cevap verir. Bilge hoca çok kısa cevap verir:"Bir şeyin kıymetini ancak onun değerini bilen anlar ve o değerini bilenin yanında kıymetlidir."Her insanın hayatında varlığını ve değerini bilen, hisseden, fark eden kuyumcular mutlaka vardır. Mesele kuyumcuyu bulmaktadır...
 
DERVİŞİN  GÖRMEYEN GÖZLERİ
 
Adamın biri, gözleri görmeyen bir dervişin evine misafir olmuştu. Evde, rahlenin üzerinde bir Kur’an olduğunu gördü ve hayret etti. Çünkü, derviş yalnız yaşıyordu ve evde kendisinden başka kimse bulunmuyordu.
Üzerinde durmadı ve sebebini de sormadı. Fakat merak etmedi de değil. Gece yarısı olduğu zaman Kur’an sesiyle uyandı. Baktı ki, âmâ olduğu için gözleri görmeyen ev sahibi rahlenin başına geçmiş Kur’an okuyor. Öyle ki, okuduğu yerleri parmağıyla da takip ediyordu. Dayanamayarak sordu:
– Sen, gözleri görmeyen bir adamsın. Nasıl oluyor da Kur’an’a bakarak okuyabiliyorsun? Üstelik parmağınla da takip ediyorsun.
Derviş cevap verdi:
– Allah isterse her şey olur. Ben Kur’an okumayı çok seviyorum. Fakat gözlerim görmüyor. Allah’a dua ettim. “Ya Rabbi, Kur’an okurken benim gözlerimi aç ki Kur’anı elime alıp okuyabileyim” dedim. Allah benim bu duamı kabul buyurdu. Ne zaman okumak için Kur’an’ın başına oturursam gözlerim açılır ve ben Kur’an’a bakarak okurum.
 
TOPLUMDA BELALARA SEBEP OLAN KÖTÜ HUYLAR
 
Hazret-i Ali radıyallâ anh rivâyet ediyor. Resûlüllah sallallâhü aleyhi vesellem Efendimiz şöyle buyurmuşlardır: "İnsanlar, fakirlere husûmet edip (onları hasım yani düşman gibi görüp ihtiyaçlarıyla ilgilenmeyerek, kendi) dünya(ları)nın i'mârına daldıkları... Ve köpeğin ete saldırdığı gibi paraya hücûm ettikleri vakit, Allah Teâlâ onları şu dört belâya dûçar eder: 1. Zamanda kıtlık, 2. Sultanda zulüm, 3. Vâli ve hâkimlerde hıyânet, 4. Düşmanda heybet ve azamet." (1)...Yani zenginler ihtiyaç sahiplerine yardım edecekleri, dertleriyle alâkadar olup yaralarına merhem olmaya çalışacakları yerde, bilakis fakirleri kendileri için birer ayak bağı kabul ederek onlara düşmanca tavır aldıkları... Varlıklarını zevk ve safâları için harcadıkları... Ve köpeğin ete hücum ettiği gibi paraya-pula, mala-mülke-servete hücum ettikleri zaman, Cenâb-ı Hak o cemiyete, hadîs-i şerifte zikri geçen bu belâ ve musîbetleri veriyor... Ve böylece;
  Bir şey yapmak istediklerinde vakit bulamamaktan, zaman yokluğundan kısacası vakit fukaralığından şikâyet etmeye başlıyorlar. İdarecilerin ticarî-mâlî, idârî-ictimâî ve sâir her türlü ezâ-cefa-zulüm ve haksızlıklarına mâruz kalıyorlar. Hüküm sahipleri, maddî veya mânevî olarak bağlı kalmaları gereken esaslara uymuyor, adalete-hukûka riâyet etmiyorlar. Bilakis bu düsturları hiçe sayıp insanların zararına olacak şekilde kararlar alıyor, hâinlik ediyorlar.
  Nihâyet bu cemiyetin mensupları, yani Allâh'ın kendilerine ihsân ettiğini O'nun yolunda harcamayıp keyiflerince lüks ve israf içinde yüzmeye devam edenler, düşmanlarını da kendilerinden büyük ve kuvvetli görüp korkmaya, üstün ve ileri görüp onlara karşı hayranlık duyma illetine maruz kalırlar. Bu hayranlığın neticesi olarak da taklit illeti baş gösterir. Mukallidin hakkı ise muhâtabından saygı görmek değil, sadece alay edilmektir.
  Bütün dünya onlarla alay eder, hatta Cenâb-ı Hak da... Ama onlar bunun farkında değillerdir. Nitekim Kur'ân-ı Kerim'de buyurulmuştur ki:"(Hakikatte) Allah onlarla alay eder ve kendilerini azgınlık ve taşkınlıkları içinde bocalar bir halde bırakır. İşte bunlar, doğruluk yerine sapkınlığı satın almışlardır. Ama ticaretleri kâr etmemiş, doğru yolu da bulamamışlardır." (2)
 DİPNOTLAR
(1) İhyâu Ulûmi'd-Dîn (Terc. A. Serdaroğlu) Bedir Yayınevi, İstanbul, 4/367 - (2) Bakara sûresi, 2/15-16)

Bu haber 1292 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum