BÜLENT OKUNAKOL

BÜLENT OKUNAKOL


CENNET VATANDAN CİNNET TOPLUMUNA

21 Mart 2021 - 16:04

2019 yılında yayınladığım köşe yazısı günümüzde hala güncelliğini korumakta. Bu vesile ile yazımızı tekrar okurlarımıza sunuyoruz.

Değerli Okuyucularım,

Bu yazımızda gündemimizi işgal eden ve her geçen gün artarak adeta bir vahşete dönüşen “kadına yönelik şiddet” hadiseleri ve bu olayları tetikleyen önemli bulduğumuz bir konu üzerinde duracağız.

Emperyalist ve sömürgeci güçler savaş ve silah zoruyla bir türlü yıkamadığı Türk Devletini artık değişik alanlarda açmış olduğu cepheler vasıtasıyla gerçekleştirme gayreti içinde. Çanakkale’de, Sakarya’da, Dumlupınar’da,  sarsılmayan, düşmeyen cephelerle yıkılmayan Müslüman Türk iradesini yenmenin yollarını arayan dış güçler, bunun çözümünü keşfederek durmadan o noktaya taarruz ediyor. ( !........ ) Saldırıya maruz kalan, yıkılmaz son kalemiz, sağlam temeller üzerine oturmuş “ Aile Yapımız” dan bahsedeceğiz.

Düşmanlarımız biliyor ki;

Türk toplumunun en sağlam kalesi olan “ ailesi çökertilmeden güçlü Türk Devleti ve Milleti  teslim alınamaz!
Savaş yoluyla ele geçirilemeyen Türk Yurdunun en sağlam temelinin, aile yapımızın şifreleri çözülmüş, ailemizin ekonomik, sosyolojik, psikolojik, kültürel ve manevi genleriyle oynanmış, maalesef toplumumuz “ bir cinnet toplumu” haline getirilmeye çalışılmaktadır. Her gün televizyonlarda kahrolarak, üzüntüyle, hayret ve ibretle “izlediğimiz; kadın cinayetleri, intiharlar, hırsızlıklar, tacizler vs.” aile yapımızı bozmaya yönelik çalışmaların tezahürüdür.

Toplum olarak her gün artarak devam eden bu şiddet olayları karşısında çaresiz ve umutsuz bir şekilde bekliyoruz. İşin garip tarafı milletimizle birlikte, idarecilerimiz ve siyasilerimiz de bir çözüm bulma yönünde çaresizler… Sadece onlar da bizim gibi eleştiriyorlar gereğinin yapılacağından, suçlulara en ağır cezanın verileceğinden bahsediyorlar.

Değerli okuyucularım,

Şahsi kanaatim ülkemizin ve milletimizin en büyük sorunu olması gereken bu “sosyal cinnete doğru giden” bu meselemizin çözüm yolları için birçok sahada önlemler almak gerekiyor. Bunlar;

-Ekonomik                              -Eğitim
-Psikolojik                               -Sosyolojik
-Dini ve Ahlaki yapımız           -Kültürel ve Manevi değerlerimiz

Ve toplumsal yaşantımızdaki dinamik etkenlerin aile yapımız üzerindeki varlığını yeniden ele almamız gerektiğidir…  Bu yazımda sizlere, aile yapımızı bozup darmadağın eden aile içi şiddeti körükleyen bir sebepten bahsedeceğim.

AB Uyum yasaları çerçevesinde çıkarılan yasalarla ailemizin genleri ile kodlarıyla oynandı. Batı hayranlığımız bu konuda bizi teslimiyete götürüyor. Ülkemizde yaşanan, artarak devam eden kadına şiddet olayları ve cinayetlerin ve boşanmaların temelinde işte bu uyum yasaları çok etkili oluyor düşüncesindeyim.  “Avrupa Konseyinin dayattığı; “Kadınlara yönelik şiddet ve Aile İçi şiddetin önlenmesi ve bunlarla mücadele” ile ilgili sözleşmeyi iktidar ve muhalif partilerimiz konu üzerinde hiçbir müzakerede dahi bulunmadan 24.11.2011 tarihinde mecliste jet hızıyla oylayarak kabul ettiler.

Halbuki; birçok Avrupa Birliği ülkesi bu konu üzerinde uzun uzun tartışarak karar verirken bizler her nedense çabucak oylayıp kabul ettik. Ardından İstanbul Sözleşmesi ile 6284 sayılı yasayı çıkartıverdik. Lütfen bu sözleşmeyi ve yasayı dikkatlice okuyunuz. Güya bu sözleşme ve yasa aileyi koruyacak kadına olan şiddet ve cinayetleri önleyecekti.

Dikkat ediniz! Bu sözleşme ve yasa sadece ceza vermeyi esas alıyor. Şiddeti önlemeye yönelik hiçbir yaptırımı yok. Maalesef bu yasanın geçmesinden sonra kadın cinayetlerinde her sene artan vahşete varan rakamlarla karşı karşıyayız. 2012’de 201 olan kadın cinayeti sayısı 2018’de 440, 2019’da ise 440’lara yaklaşmış, sadece geçen kasım ayında 39 kadınımız veya kızımız hunharca katledilmiştir.

Bu sözleşme ve yasaya göre “Kadının beyanı esas alınmıştır. Mesela bir kadının, kocasının kendisini taciz ettiği iddiası sonrası beyi savunma bile yapamadan evinden, yuvasından ve çocuklarından uzaklaştırılmaktadır.
Halbuki; hukuk dünyamızda hep “ savunma hakkı kutsaldır” sözü hâkim görüştür. İşte bu yasa ve sözleşmeden sonra “ karı-koca” arasına girilmiş, eşler birbirine düşman edilmiştir. Şöyle ki; inancımıza göre hanımı ve eşi birbirlerinin hasmı değil, tamamlayıcısı ve ailemizin temel direkleridir. Her ikisi de insan olmanın haklarından eşit derecede faydalanır.

Değerli okuyucularım,

Bu sözleşme ve yasanın hayata geçirilmesinden bu tarafa 2 milyon civarında baba evinden uzaklaştırılmıştır. Yani bu yasa ve sözleşme ile ailemizin içine, yuvalara adeta bir dinamit yerleştirilmiştir. Bu uygulamalar getirilen önlemler ailemize açılan “ psikojik harp” mantığının, tekniklerinin bir sonucudur. Aile yapımıza, manevi, toplumsal dinamiklerimize değerler sistemimize kültür ve medeniyetimizin şiflerine karşı açılmış bir savaşın yaşanılıyor halidir.

Âcizane görüşüm bu yasa ve İstanbul Sözleşmesinin yeniden gözden geçirilmesi için toplumsal bir kamuoyu oluşturulmalı, çözüm yoları aranmalıdır. Görülmektedir ki; mevcut hukuk sistemimizin ve yasalarımızın hiçbir caydırıcı özelliği kalmamıştır.

Asıl sorunumuzun tüm yaşanan bu “Toplumsal Travma ve Çözülüş” karşısında bilim adamlarımızın, alimlerimizin, siyasilerimizin, sivil toplum kuruluşlarımızın yeterince konuyu ciddiye alıp gündemimize taşımayıp toplumsal bir refleks oluşturmada takındıkları ketumluk ve sessizlikleridir diye düşünüyorum.
Sosyal Bilimcilerimizi, Toplum Mühendislerimizi, Siyasilerimizi, Hukukçularımızı, Üniversitelerimizi, Eğitim -  Diyanet yetkililerimizi, Sivil Toplum Kuruluşlarımızı, devletini, milletini ve vatanını seven herkesi bu konuda duyarlı olmaya davet ediyorum.           

Bu yazı 1233 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum

Son Yazılar