BÜLENT OKUNAKOL

BÜLENT OKUNAKOL


HAYATIMIZA YÖN VEREN DEĞERLER – 18 KİMLERDİ BU GÜZEL İNSANLAR? YENİDEN MİLLİ MÜCADELECİLER

03 Mart 2021 - 20:49

Saygıdeğer okuyucularım, Yazı dizimize Yeniden Milli Mücadele Hareketi serüvenine devam ederken; 1991 ittifak çalışmalarına değinmiş, o döneme damgasını vuran bu önemli gelişmeyi özetleyerek sonlandırmış idik.

Bu bölümümüzde Mücadele Hareketi ile ilgili önemli şahsiyetlerin bakış açısını dile getiren görüşlere yer vermeye çalışacağız. Bu bağlamda günümüzün fikir adamı ve yazarlığı ile tanınan, Yeniden Milli Mücadele Dergisi yöneticiliği yapmış, Mücadele Kadrolarından, son olarak Akil İnsanlar İç Anadolu Bölgesi Başkanı olarak çözüm sürecinde de etkili bir rol oynayan, şimdi Karar Gazetesi’nde yazarlık yapan, Ahmet TAŞGETİREN’in 2013 tarihinde Star Gazetesinde yayınlanan “Milli Mücadeleye Bakış Açısını” içeren görüşlerini sizlerle paylaşacağız.

Ardından Milli Mücadele 2. Kuşak Kadrolarından, Millet Partisi MKYK Üyesi, günümüzde Anadolu Vakfı Genel Müdürlüğü’nü yürüten Sayın Ali AY’ın da hareket ile ilgili düşüncelerine yer vereceğiz.


TAŞGETİREN Star Gazetesine verdiği demeçte;     

(…) “Mücadele Birliği, katılan herkesin çok büyük fedakârlıklarda bulunduğu bir dava arkadaşlığıydı. İslami ve milli hassasiyetler ekseninde bir buluşma yeriydi. Ama liderlik seviyesinde problemler ortaya çıktı, onlar çözülemedi ve kopuşlar meydana geldi. Hareketin önde gelen isimleri uzlaşamadı, birbirlerini suçladı. Asıl liderlik konumundaki kişi, ayrı bir teşkilat kurmaya yöneldi.

Milli Mücadele Teşkilatına katılmamda ve ayrılmamda Aykut Edibali’nin tesiri olmuştur. Benim ayrılmamda da o liderlik seviyesindeki tartışmalar etkili oldu.” dedikten sonra o dönem Mücadele Birliği elemanlarının hangi zorluklarda, faaliyet gösterdiğini, çekilen ızdırap, çileleri ve fedakârlıkları şöyle anlatır;



“Alt kadrodaki herkes Mücadele Birliği için varını yoğunu ortaya koyuyordu. Bir öğrenci düşünün, cebinde yol ve simit parasını bırakıyor ve bursunu getirip teşkilata veriyor. Arkadaşlar yolda sadece simit yiyerek omuzlarında taşıdıkları dergileri Anadolu’daki şehirlerde satardı. Ben de Kapalıçarşı’da çeşme üzerinde ya da Karaköy İskelesi’nde çok dergi sattım. Genelde Birlik’teki arkadaşlar Harem’deki bodrum katındaki bir evde kalırdı. Rutubet ve nemden hepimiz uyuz olmuşuz. Doktor arkadaşlar bir solüsyon hazırladı da kurtulduk. Hepimiz iyi aşçıydık ama genelde de salçalı makarnayla yaşıyorduk. Dergi çalışanlarıyla Fatih’teki bir evde kalırken, yataklar hiç kalkmazdı. Gece çalışanlar sabah eve giderek yatar, gece evde kalanlar dergiye gelirdi. Mücadele Birliği öyle bir şeydi. Onun için teşkilatın dağılması sırasında büyük acı duyuldu, ‘Olmamalıydı’ denildi. Mücadele Birliği dağılırken çok acı çekildi. Büyük fedakârlık yaşanmış ama kimse ‘Mahrumiyet içindeyiz’ dememişti. Çünkü biz bir büyük davanın içindeydik. O dava, millete ve İslam’a hizmet davasıydı.”

-Değiştirmeyi düşündüğünüz sistemin kendini size karşı koruma refleksi olmadı mı? Şeklindeki bir soruya TAŞGETİREN;

“Tabii ki oldu. Ama biz tamamen demokratik ortamda çalıştık. Dönemin üniversite işgal ve boykot, şiddet olaylarına hiç karışmadık. Asla çatışma, silahlı yapı içine girmedik. Halka ulaşmak ve düzgün karakterli insanlarla kadro oluşturmaktı hedef.”

-Mücadele Birliği üyeleri bir araya geldiğinde ne düşünürdü? Türkiye’yi nasıl dönüştürmek istiyordu? Sorusuna da;

“Türkiye’de Kurulu düzenin çarpık bir sistem olduğunu, toplumla arasındaki çelişkilerin giderilmesi gerektiğini ifade ediyorduk. Milli Mücadele ruhunun yapı kurulurken kaybolduğunu düşünüyorduk. Derginin adı bu yüzden Yeniden Milli Mücadele idi.” Şeklinde cevap veriyor. TAŞGETİREN, değişik sebeplerden dolayı 1978 yılında Cemil Çiçek’lerin bir grup olarak Milli Mücadele Hareketinden ayrılmasından sonra, kendinin de hareketten koptuğunu ifade ederek;

“Hareketin ideolojik bünyesinde bir dönüşüm yaşandığını, Islahatçı Demokrasi Partisi yapısının oluştuğunu, daha sisteme entegre bir görünüm ortaya çıktığı iddia ederek;
“İnkılâp gitmiş, ıslahat gelmişti. İnkılâpçı olan Aykut beyin, daha sonra dönüşüme uğradığını gördük.

 Bu dönüşümü neye bağlıyorsunuz? Sorusuna ise;

“Onu biz de henüz çözebilmiş değiliz. O ideolojik dönüşüm nasıl oluştu? Nerede bir kırılma yaşandı? Kemalist inkılâba bakış değişti, sahiplenme hatta bugünkü Ulusalcı çizginin bir versiyonuna gelindi. (…) ” Şeklinde Milli Mücadele Teşkilatı ile ilgili düşüncelerini ve iddialarını dile getiriyor.

1991 yılındaki ittifakta Burdur 3. Sıra Milletvekili adayı olan, Millet Partisi MYKY üyeliği, daha sonraki 2008-2012 yılları arasında “Anadolu Eğitim, Kültür ve Bilim Vakfı” başkanlığı yapmış, hukukçu, Adalet Bakanlığı eski danışmanlarından, günümüzde ise aynı vakfın “Genel Müdürlüğü”nü yürütmekte olan; Milli Mücadele kadrolarından Sayın Ali AY’ ağabeyimizin “Milli Mücadele Hareketi” ile ilgili genel bir değerlendirmesine yer vereceğiz. Kendisine yazı dizimize olan katkılarından dolayı müteşekkiriz.

Ali AY yapmış olduğu değerlendirmelerde;

“ Bülent Okunakol kardeşimin sahibi olduğu, Burdur Gölhisar Gündem Gazetesi’nde bizim de yakın kadim aile dostumuz olan Halil İbrahim Özkul hocanın vefatı nedeniyle, gençlik yıllarında dini, fikri alanda yetişmesine katkısı sebebiyle ona bir vefa borcu olarak yazdığı yazının devamı olarak, olağan akış içinde yazının konusu “Hayatımıza Yön Veren Değerler-Kimlerdi Bu Güzel İnsanlar? Yeniden Milli Mücadeleciler” başlıklı bir yazı sersi yayınlıyor. 

Yazı içinde Ramazan Uz kardeşimden de bahsedince; bu yazı ve yorumlara katkı olması kabilinden bir not düşme ihtiyacı hissettim.

Ramazan Uz kardeşimle 1968-69’lu yıllarda tanışmıştık. O yıllarda birlikte olduğumuz şu an İstanbul’da serbest avukatlık yapan Sabri Turhan’ın Fethiyeli hemşerisi idi. Konya İmam-Hatip Okulunu (Lisesini) bitirmiş, Burdur’a yerleşmişti. Genç yaşında Mücadele hareketinin Burdur sorumluluğunu üslenmişti. Ben de, Kayseri Yüksek İslâm Enstitüsünü kazanmış Kayseri’ye gitmiştim. Ancak Burdur’da birlikte olduğumuz yıllarda aramızda kardeşten öte kardeşlik bağları ile dostluğumuz oluşmuştu. O Burdur’da ben Kayseri’de olsam da aramızdaki sevgi, saygı hiç eksik olmadı. Vefatı haliyle bizi çok üzdü. Aramızdan çok erken ayrıldı. Rabbim gani gani rahmet etsin, ahiret beraberliği de lütfetsin inşallah. İki yiğit evladına, eşine, sevenlerine hayırlı ömürler versin.
Esas yazının konusu Mücadele hareketine gelince; Bülent beyin kullandığı başlık mücadele birliği ve mücadelecilerin serüveni hakkında ipuçları veriyor. Bir zamanlar Türkiye’ye damgasını vuran bu hareketin geçmişte kalmış öyküsünün dışardan değil, içerden birisi olarak, o tarihlerde ortaya koyduğu vizyona, bu gün ne kadar büyük bir ihtiyaç olduğunun özlemini duyarak kaleme aldığı anlaşılıyor.

Öncelikle konunun analizine geçmeden önce, Mücadele birliğinin ortaya çıktığı 60-70 li yılların siyasi, sosyal, kültürel ortamı ve konjonktürü içinde varoluşunun tarihsel anlamı, konuyu şahıs ve şahıslar üzerinden değil, ilkeler bazında ele almak ve bu gün gelinen durum nedir, bu açıdan değerlendirilmesi gerekir kanaatindeyim.

Ayrıca Tarihsel şartlar bakımından Türkiye,10 yıllık Menderes döneminin toplumsal değişiminarkasından, 60 ihtilali sonrası, Tek parti dönemi devlet bürokrasisinin direnişi ve küresel güçlerin siyasi ve ekonomik provakosyonları sonucu sağ- sol ideolojik çatışmalarının yaşandığı kaos ortamında, vatansever ve milliyetçi bir aydın grubunun başlattığı ve tarihe mal olmuş bu hareketin bütün yönleri ile ele alınması, hem bir beklenti, hem de yeni nesiller tarafından bilinmesine elbette ihtiyaç vardır.



Mücadele Birliği Misyonu

Mücadele hareketi, o gün her alanda aktif olan sol hareketler karşısında ortaya çıkmış tepkisel bir sağ hareket değildir. Türkiye’nin o günkü temel sorunlarına çözüm üreten, devletin ve milletin kendi değerleri ile yaşamasının hukuki, siyasi ve ahlaki şartları ve ölçülerini ortaya koyan, amaç, hedef ve ilkeleri belli, dayandığı dini, fikri temelleri açık, meşru, yerli ve milli bir harekettir. Türk Milletinin varlık ve bekasını tehdit eden ideolojik saldırılar karşısında, Hanefi-Maturidi İslam geleneği veİlm-ı Sağ düşünce metodu ile fikri söylem geliştiren, Türkiye’nin geleceğini kurma projesiyle hazırlıklı olarak yola çıkan, yeni bir dava ve kadro hareketidir.

Mücadele hareketi, milletin milli, manevi kültürel değerleri ile uyumlu yapısı ve özellikleri ile kısa sürede üniversite gençliğinin dikkatini, ilgisini çekmiş ve sempatisini kazanmış, mücadeleciler olarak isimlendirilen bir gençlik hareketinin doğmasına neden olmuştur. Bu üniversite gençlerinin ülke meseleleri ile ilgili bakış açıları, yepyeni çözüm önerileri, ahlaki tutumları, fedakârlıkları gibi özellikleri ile etki alanları liselere kadar inmiştir. Biz lise yıllarında tanıdık bu güzel insanları... Sevdik ve bağlandık birbirimize. Bu hareket birilerinin söylediği gibi onun bunun etki ve yönlendirmesi ile değil, kendi zemininde milletin bağrından çıkmış tertemiz bir harekettir.

Mücadele Birliği bir dernek çatısı altında 1967 yılında resmen kurulmuştur. Başlangıçta adını bildirilerle kamuoyuna duyurmuş, zamanla haftalık Yeniden Milli Mücadele ve günlük, aylık dergi ve gazetelerle fikriyatı kamuoyuna mal olmuştur. Mücadele Birliği yayınladığı bir bildiri sebebiyle kapatılınca, Yeniden Milli Mücadele dergisine izafeten mücadeleciler ismiyle anılan bir hareket olarak devam etmiştir. Hareketin meşrulaştırıcı çatısı Mücadele Birliği’nin 4 yıl sonra kapatılması ile sonuçlansa da hareket yayın çalışmaları ile örgütlü yapısı devam etmiştir.

Bu gün geriye doğru baktığımızda 68’li yılların ideolojik çatışmacı kaos ortamından, milliyetçi muhafazakar kesime örnek olacak disiplinli, ilkeli bir teşkilatlanma modeliyle şuurlu, inançlarına bağlı, yüksek bir düşünce ve olayları yorumlama, analiz kabiliyetine sahip fikir ve düşünce insanlarından oluşan kadrolarıyla Türkiye’nin geleceğini etkilemiş bu hareketin süreç içinde önemli dönüm noktaları olduğu görülüyor.

Süreci Etkileyen Faktörler

Mücadele hareketinin gelişmesini zaman içinde etkileyen, duraksatan ve gerileten olay, olgu ve faktörleri görüyoruz. Bunların başında hareketin önemli isimlerinden Mehmet Çetin’in erken dönemde ani vefatı ile doğan boşluk ve Yavuz Aslan Argun’un bir cinayete adının karışmasıyla hapse düşmesi gelir. Diğeri de 12 Mart Muhtırasıdır. Bu muhtıra sonrası mücadele hareketinin yükseliş trendindeki hızının düştüğü, frene basıldığı anlaşılıyor. Hareketin yavaşlaması ve temponun düşmesi, önce merkezde sonra taşra teşkilatlarında özellikle 1976-79 yılları arası iç sıkıntılara ve çözülmelere neden olmuştur. 1980 Öncesi Aykut Edibali ve yakın çevresi dışında hareketin İlk kuruculardan hemen hemen merkezde kimse kalmamıştır.

Bilhassa 1980 sonrası Türkiye’nin içine sürüklendiği kaosla birlikte 12 Eylül darbesinin getirdiği yeni şartlar, siyasal ortama geçiş süreci hareketi doğal olarak etkilediği bir gerçektir. Özellikle bu devrede bazı illerde hareketin örgütsel yapısı içinde sorumlularına yönelik tutuklamalar, gözaltılar, hatta İzmir ve Çorum gibi bazı il sorumlularına yönelik işkenceli soruşturmalar merkezi yönetimi, hareketi siyaset ile meşrulaştırma yolunu tercihe zorlamış, partileşme yolu seçilmiş ve Islahatçı Demokrasi Partisi kurulmuştur. (Millet Partisi olarak siyasete devam etmektedir.)

Siyasete Geçiş

Hareketin siyaset alanına geçişi Mücadele Birliği’nin kuruluşunda olduğu gibi ciddi bir hazırlıkla, kendi doğal zemininde değil, yukarıda yaşanan şartların getirdiği baskı sonucu, meşru siyasi parti örgüt yapısı ile karşılık verme amacına yönelik olarak kurulmuştur. Parti kurmanın arka planındaki bu gerçek atlanmamalıdır. Normal siyasi döneme geçildikten, partiler kurularak teşkilatlandıktan, pasta paylaşıldıktan sonra partinin kurulaması da ayrıca değerlendirilmesi gereken bir durumdur.
Neredeyse 10 yıla varan süreçte eriyen ve dağılan kadrolara rağmen, var olan potansiyelle başlangıçta siyasetten büyük bir beklenti oluşmuş ise de; üst üste girilen seçimlerden beklenen başarının elde edilememiş olması kadrolar üzerinde olumsuz etki meydana getirmiştir. Siyasi alanda teşkilatlanma barajını bir an önce aşabilmek için il ve ilçelerde oluşturulan yönetimlerin siyaset yapma imkân ve kabiliyetlerine bakılmaksızın çoğu zaman akraba, yakın çevreden hatıra binaen yazılan isimlerden oluşmuş olması, bunlarında zaman içinde aktif siyaset yapacak kişilerle yenilenememiş olmasının etkisi olmuştur.

Siyaset alanında başarıyı olumsuz etkileyen bir başka husus, siyasi dönemi de yaşayarak tecrübe etmiş biri olarak şunları belirtmem gerekir ki. Mücadele hareketi üniversite gençliğine dayanır. Üniversiteyi bitirmiş, hayata yeni atılmış, yeni evlenmiş, çoluk çocuk, iş güç sahibi olmuş, hayatın yükünü yeni omuzlamış bu genç nesil, doğal olarak bürokraside görev almıştır. Seçimlerde aday yapmak için birçokları görevlerinden istifa ettirilmiştir. Bu kadrolar, yüksek bir ideale, inanca ve davaya bağlılık anlayışına sahip olsalar da, seçim yarışında sırtını devlet hazinesi, medya desteğine dayamış, profesyonel politikacılar karşısında ne siyasi tecrübeleri, ne ekonomik imkânları, ne de arkalarında sermaye desteği yok. Diğerlerinde olmayan ama bunlarda var olan tek güçleri, sarsılmaz büyük bir inanç.

Seçimlerin yükü, çoğunluğu bürokraside görev almış, hayat yeni atılmış sınırlı imkânlara sahip bu insan potansiyelinin sınırlı desteği olsa da daha çok adayların üzerinde kalmıştır. Adaylar seçimlerden yüz akı ile çıkabilmek için var olan bütün güçlerini sağına soluna bakmadan fedakârane ortaya koymuşlardır. Seçim sonrası genel bir moral motivasyon değerlendirmesi de yapılamadığı gibi gelecek dönemler için de strateji belirlenememiş, hem çevre hem de seçimin yükünü taşıyan aday kadrolar seçimlerden kalan sıkıntıları ile baş başa kalmışlardır. Bir arkadaşımızın tabiriyle ‘her seçimdensonra üzerinden sel geçmiş ekin gibi’ çıkıyoruz, ikinci seçime kadar kendimizi toparlıyoruz, yine aynı sonuç…

Bu güne gelince;

Mücadele hareketi üniversite gençliğinin başlattığı ve omuzladığı bir harekettir. Başarılı olmuş bir gençlik hareketidir. Ancak olgunlaşma döneminden sonra yukarıda görebildiğim ve anlayabildiğim kadarıyla özetlediğim sebepler gibi daha başka sebepler de olabilir, yaşanan savrulmaların etkisiyle çözülmüş, heyecanını ve etkisini kaybetmiş, içe dönük epistemik bir cemaat olarak siyaset alanında varlığını sürdürmektedir.

Mücadele hareketinin Türkiye tarihine damgasını vurduğu belli bir yükseliş trendinden sonra dağılma ve erime sürecinin sebep ve saikleri, ister iç ister dış dinamiklerden kaynaklanmış olsun ayrı bir sosyolojik araştırma konusudur.

Ancak bu hareketin içinden gelip geçmiş, bu fikri kaynaktan beslenmiş insanlar, inanç ve ideallerinden hiç kopmadan, siyaset, bürokrasi, akademi, ticaret ve benzeri hayatın her alanında, muhitlerinde şahsiyet, kişilik, kimlik, kariyer ve duruşları ile saygın kişiler olarak toplumda yerlerini almışlardır.

Ayrıca bu idealist insanlar toplumsal sorumluluklarını yerine getirebilmek için, dernek, vakıf, düşünce kuruluşu, yayıncılık, sanat ve edebiyat ve benzeri alanlarında hizmetlerini sürdürmektedirler. Siyasi, sosyal, kültürel, sivil toplum kuruluşu olarak faaliyet gösteren bütün kuruluşlara başarılı, hayırlı çalışmalar dilerim.

Mücadele misyonu içinde uzun veya kısa birlikte bulunmuş, hayatın en önemli döneminde acı tatlı anılarını paylaşmış, bu topluluğun aralarında sarsılmaz bir kardeşlik hukuku oluşmuştur. Bize düşen bu hukuku korumaktır. Anadolu’da bu durum zaten fiili olarak yaşanmaktadır. Müslüman şahsiyetine yakışan da budur.

İnsanlar ümitle yaşar. Amacım kimseyi üzmek, kırmak, ümitsizliğe düşürmek değildir. Kıyamete kadar güneş bir batacak bir doğacaktır. Analar daha nice yiğitler doğuracaktır. Bize düşen çalışmak ve mücadeledir. Gerisi Allah’ın takdirine kalmıştır. Mevlâm görelim neyler, neylerse güzel eyler. Allah bu millete zeval vermesin.

Ancak bu hareketin hikâyesi tam olarak gelecek nesillere intikal ettirilememiştir. Hareketin içinde yer alan önemli isimlerden birçoğu vefat etmiş ve hatıraları ile gitmiştir. Aramızdan ayrılanlara Rabbim’den rahmet, yaşayanlara sağlıklı hayırlı ömürler dilerim. Yaşayanlar hiç olmazsa hatıralarını yazarak, bunlardan mücadele birliğinin hikâyesi yazılmalı ve gelecek nesillere bırakılmalıdır diye düşünüyorum.” Şeklinde düşüncelerini dile getiriyor.



     NOT: Milli Mücadele Kurucu Liderlerinden, “Bir Devrin Anatomisi” adlı kitabıyla Milli Mücadele Hareketi’ni anlatan İrfan KÜÇÜKKÖY büyüğümüz, geçirmiş olduğu rahatsızlıktan dolayı bir operasyon geçirmiş ve şuan sağlık durumunun iyi olduğunu öğrenmiş durumdayız. İrfan KÜÇÜKKÖY ağabeyimize geçmiş olsun diyor, Cenab-ı Mevlamız’dan acil şifalar niyaz ediyoruz.   

            Kaldığımız yerden yazı dizimize devam etmek temennisiyle,
Sağlıcakla kalın,
Rabbimiz’e emanet olun saygıdeğer okuyucularım.

Bu yazı 864 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum

Son Yazılar