BÜLENT OKUNAKOL

BÜLENT OKUNAKOL


HAYATIMIZA YÖN VEREN DEĞERLER – 20 KİMLERDİ BU GÜZEL İNSANLAR? YENİDEN MİLLİ MÜCADELECİLER

13 Mart 2021 - 22:15

Aziz okuyucularım,

Yazımıza başlamadan evvel Mübarek Miraç Kandilinizi tebrik ediyorum. Gecenin rahmeti, bereketi ve feyzi hepimizin üzerine olsun inşallah.

Yazı dizimize, “Milli Mücadelecilerin Viyana’da başlattıkları faaliyetler ile” devam ediyorduk. Bir kaç inanmış ve adanmış şahsın başlattığı bu çalışmalar gün gelecek Viyana’da yaşayan 150 bin gurbetçimizi etkileyecek her türlü sosyal, kültürel, sportif ve maddi-manevi faaliyetlerin öncüsü olacaktır.



Milli Mücadeleciler kurmuş oldukları Viyana Çınarspor’un lokalini imece usulü mamur hale getirmek için epey uğraş verirler. Avusturya’da faaliyet göstermekte olan Avusturya Türk Spor Futbol Federasyonuna başvurarak Türk Liginde yer alınmıştır. Öncelikle daha önceden birlikte oldukları sporcu gençler davet edilir. Kısa zamanda teşkilatlanma süreci atlatılır. Çınarspor resmen ligde temsil edilmeye başlar. Artık bu kulüp farkındalığını her alanda hissettirerek adından bahsettirir olmuş, maçlarında centilmenlik anlayışı ile lokallerinde dostluk, kardeşliğe dayalı samimi, sıcak ortamların yaşanmasıyla birçok Türk gencinin bünyesinde yer almak için başvurduğu örnek bir kulüp haline gelmiştir. Bu arada daha önce faaliyetlerinin içinde kısa süre yer aldığımız, milli ve kardeş kuruluş olarak gördüğümüz camia, maalesef kıskançlıklara dayalı sebeplerle Çınarspor’u “Mescid-i Dırar” ilan ederek değişik tehditlerle, adeta düşman ilan etmiştir.

Kısa zaman sonra lokalin Türk malikleri büyük sıkıntılar çıkarmaya başladı. Olay mahkemeye intikal etti. Bunun üzerine başka bir lokal arayışına girildi. Bir müddet sonra eskiden emniyet karakolu olarak kullanılan büyükçe bir lokal bularak kiraladık. Burada da masraflı tadilatlar yapılarak yeni lokale taşındık. Genişçe bir alana sahip bu lokal, artık her yaştan gurbetçinin uğrak ve toplanma yeri olmuştur. O yıllarda ilk defa uydu yayınla yayın yapmakta olan Ahmet ÖZAL’ın Star TV’si seyredilmeye başlanmıştı. Ayrıca Türk Ligi maçları da şifreli olarak yayınlanmaktaydı. Türk gurbetçiler memleket özlemlerini giderme amaçlı TV yayın ve maçlarını seyretmek için Çınarspor lokaline gelmekteydiler. Gençler lokalde bilardo yanında masa tenisi de oynayarak hoşça vakit geçiriyorlardı. Ayrıca kurulan kitaplıktan da faydalanılıyordu. Bir müddet sonra lokalin arka kısmında nezaret olarak kullanılan bölümlerde tadilat yapılarak “bir mescit oluşturulmuş” vatandaşlarımıza ibadet etme şansı sağlanmış, Cuma namazlarıyla birlikte Ramazan ayında Teravih Namazları da kılınmaya başlanmıştı.

ÇINARSPOR EFSANELEŞİYOR

Çınarspor Türk liginde fırtına gibi esmekte, başarıdan başarıya koşmaktadır. Lig şampiyonlukları yanında Avusturya çapında eyalet şampiyonlukları da kazanıyor, katılmış olduğu birçok turnuvalarda büyük başarılar elde ediyodu. Artık Çınarspor Avusturya ve Viyana’da örnek bir spor kulübü haline gelmişti. Bu arada lokalin çok yakınında bulunan Emniyet teşkilatının spor kulübü “Polizei SV” ile dostluk maçları oynanmakta maç sonrası Avusturyalı emniyet mensuplarıyla çay sohbetleri yapılmakta, sıcak ilişkiler sürdürülmekteydi. Avusturyalı emniyet yetkilileri Çınarspor lokalindeki düzeni ve manevi havayı görerek, tebrik ediyor;

“Avusturya’daki 150’ye aşkın Türk lokalleri arasında örnek bir lokal olduğunu” ifadeyle beyan ediyorladı.

Çınarspor lokali arkasında yatakhane olarak hazırlanan bölümlerde mağdur, turist konumunda da olan yüzlerce insanımız faydalanmıştır. Bu bağlamda da Çınarspor tüm Türkler arasında ayrıca bir sempati kazanmıştır. Sportif faaliyetler yanında gurbetçi vatandaşlar, sporcu olsun olmasın gençler arasında kültürel faaliyetlerle birlikte sohbetler düzenlenmekte, milli, dini günlerle ilgili programlar ve bilgi yarışma etkinlikleri de organize ediliyordu.



Avusturya Türkleri arasında düzenlenen yılın sporcusu anketinde Ali İhsan OKUNAKOL Çınarspor oyuncusu olarak yılın sporcusu seçilmişti. Ardından Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Ali URAS’ın talepleriyle Viyana’da düzenlenen “Genç Milli Takıma oyuncu seçme amaçlı büyük turnuvada Çınarspor şampiyon olurken kupasını dönemin Genç Milli Takım Antrenörü Behzat ÇINAR'ın elinden almış, Çınarspor oyuncularından Emir ve Mustafa OKUNAKOL daha sonra genç milli takım kampına davet edilmişlerdi.   



Viyana Çınarspor çalışmalarını devam ettirirken Milli Mücadeleciler bir taraftan halka açık bir mescidin (caminin), derneğin kurulması fikrini geliştirerek bu projenin hayata geçirilmesi konusunda yapılan istişarelerle girişimlere başlamışlardı. Bir müddet sonra bir Türk’e ait ticarethane (şirket) market büyük fedakârlıklardan sonra satın alınmıştır. Kısa sürede organize olunarak market faaliyete geçirilmiş, hem Viyanalıların hem de gurbetçilerin alışveriş yapabileceği helal et kesiminin de olduğu alışveriş merkezi hizmete sokulmuştur. Daha sonra bu ticarethanenin arkasında bulunan farelerin cirit attığı, bakımsız, dökük, depo olarak kullanılan bölümü bir mescit yeri (cami) olarak hazırlanmaya başlandı. Ramazan ayına çok kısa bir zaman dilimi kalmasına rağmen hayırsever gurbetçilerimizin katkılarıyla da mescit Ramazan ayına yetiştirilmişti.



Bütün bu gelişmeler o kadar kısa bir sürede cereyan etmiştir ki Cenab-ı Allah’ın inayetiyle umulmadık anda umulmadık şahıslardan yardımlar gelmişti. Viyana Yunus Emre Camiinde aynı anda yaklaşık 250-300 kişi namaz kılabiliyordu. Yunus Emre Camii Derneğinin kurulmasında Çınarspor idarecileri yanında başta, Mehmet-Bülent-Ali İhsan-Mustafa OKUNAKOL Kardeşler, Bayram DURMAZ, Ramazan ÖNDER, İbrahim KOÇ, Adem KANYURT, Mesut ÇELİK, Kemal TÜREL, Mehmet KAN, Ünal KAYA, Mehmet ÇETİNER, Mehmet ÇİMENLİ, AKALIN Kardeşler (…) gibi birçok fedakar kardeşimiz her türlü güçlüğe rağmen olağanüstü gayretlerle gurbet ellerde böyle bir manevi kurumun hayata geçirilmesinde Allah’ın inayetiyle muvaffak olmuşlardı.

(Bu kardeşlerimizden Ramazan ÖNDER geçtiğimiz yıllarda dar-ı beka’ya göçmüştür. Kendisini rahmetle yad ediyoruz. Bu hizmetleri hayata geçiren diğer tüm kardeşlerime de en derin selam, saygı ve hürmetlerimi bir kez daha ifade etmek isterim.)    



Yaban ellerde mübarek Ramazan ayında yeni bir camide ibadetlerini yerine getirecek olmanın mutluluğunu yaşayan Milli Mücadeleciler, derneğin ismini ittifakla; “Yunus Emre İlim, Kültür ve Sanat Derneği” (Yunus Emre Camii) olarak belirlediler. Camide namazlar gönüllülük esasına dayalı ehil şahıslar tarafından kıldırılırken, genellikle Viyana’da din dersi öğretmenliği vazifesinde bulunan Burdur Mücadele Kadrolarından Zekeriya KAPLAN hocamız tarafından ikame edilmiş, dersler işlenmiş, gurbetçilerin çocuklarına Kur’an kursları yanında ilmihal bilgileri de veriliyordu.
Daha sonra dernek başkanı olarak ben, Bülent OKUNAKOL; Aykut EDİBALİ ile temasa geçmiş, çalışmalar hakkında bilgiler veriyor, camimize kalıcı olarak bir imam-hatibin gönderilmesini talep etmiştim. EDİBALİ, bir müddet sonra Gaziosmanpaşa Vaizi olan Recep AKGEMİK hocayı görevli olarak gönderdi. Recep Hoca çok faydalı bir şahsiyet olmasına rağmen maalesef 3 ay sonra geriye dönmüş, camide din hizmetleri gönüllülük esasıyla devam ettirilmişti.

Yunus Emre Camii’nin en büyük özelliği diğer kardeş kuruluşların cemaatlerinden ziyade ilk defa cami ile tanışan, camiye gelen ya da davet edilen vatandaşlarımızdan oluşan bir cemaat hüviyeti olmasıydı. İlk defa alnı secdeye gelen amcalar, kardeşlerimiz vardı. Her türlü kötü alışkanlığı bırakarak 5 vakit namaza başlayan birçok kardeşimizi hatırlıyorum. Hatta Yunus Emre Gençlik Spor kaptanı olan Musa kardeşim bir gün bana;

“Ağabey Allah sizlerden razı olsun. Benim buraya gelmeden önce, Niğde de merkezi bir caminin yanında taksi durağım vardı. Orada vatandaşlar cami avlusu ve kaldırımlara kadar yayılarak Cuma namazı kılarlardı. Ben de taksi kulübesinden onları seyreder, namaz kılmazdım. Şimdi sizlerin teşvikleri ile 5 vakit namazımı kılıyorum ve çok mutluyum.” Şeklinde düşüncelerini ifade etmiş, bizler de ziyadesiyle mutlu olmuştuk. Hatırlıyorum hatırı sayılır birçok ağabey ve amcamız alkol, kumar gibi kötü alışkanlıkları terk ederek caminin 5 vakit müdavimi olmuş, hatta hac farizasını yerine getirenler dahi vardı. Elbette bunlar tebliğ vazifemizi yerine getirmede bize teşvik ve mutluluk veren gelişmeler oluyordu. Birkaç kelime Türkçesi olan Türk gençlerinin diğer arkadaşlarla karışarak hem dilini, hem de dini vecibelerini öğrenmesine vesile olmanın hazzı anlatılamazdı.      



Çınarspor bünyesinden, Yunus Emre Camii doğmuş, burada da gençlik faaliyetlerine önem verilmiş, “Yunus Emre Gençlik Futbol Takımı” oluşturulmuştu. Bu güzel mekanda çok güzel hayırlı hizmetler sürdürülüyordu. Kısa zamanda örnek, ses getirici faaliyetleriyle, bilhassa gençliğe yönelik çalışmalarıyla dikkatleri çeken Çınarspor ligde bir karşılaşma anında, sol fraksiyonların bir takımıyla şampiyonluk maçına çıkmış, bu maçta özellikle Çınarspor yöneticilerine karşı toplu, organize saldırılar düzenlenmiş, linç edilme tehlikesi atlatan bazı idareciler yaralanırken, olay yerine gelen polis ekiplerinin tüm uyarı ve şikayetlere rağmen saldırganlara dokunmaması dikkat çekmişti (!..?)
Daha sonraki aylarda Çınarspor lokali yaklaşık 100-150 kişilik sol fraksiyonlu bölücü grupların saldırısına uğramış, burada idarecilerden şahsım ve İbrahim KOÇ darp edilmişti. Lokalin emniyet binasına çok yakın bir yerde olmasına rağmen (100 metre) bu gruplar tehditler eşliğinde ellerini sallaya sallaya uzaklaşmışlardı. Konu ile ilgili emniyet birimleriyle görüşmemizde bize dost olan bir müdür, mesele ile ilgili bizi daha yüksek bir emniyet birimine gönderdi. Yapılan saldırılarla ilgili bilgi verdikten sonra oradaki üst düzey bir yönetici kalın, büyükçe, kara kaplı bir dosyayı açarak; binlerce fotoğraf arasından saldırıyı düzenleyen şahısları teşhis etmemizi istedi.

Ben de saldırıyı gerçekleştiren militanların fotoğraflarını teker teker göstermeye başlayınca, görevli üst düzey yetkili hemen dosyayı kapatarak ; “ mümkün olduğunca bu insanlardan uzak durun.” Diyerek bizi uyarınca, biz gerekli mesajı almış olduk. Yani ülkemiz aleyhine faaliyet gösteren tüm sol fraksiyon ve bölücü gruplar devletin koruması altında faaliyet gösteriyorlardı.

Bu olayların akabinde Avusturya devlet televizyonu ORF, yaşanan bu saldırılarla ilgili dernek başkanı olarak şahsımla bir röportaj yapma talebinde bulundu. Bir Türk görevli ile beraber geldiler. Ben röportajı Almancamın mükemmel olmadığı sebebiyle Türkçe yapacağımı söyledim. Sorular hem Almanca hem Türkçe soruldu. Sorulardan anladım ki devlet televizyonu ORF kanalı, Türk toplumu arasında bir sağ-sol ve en önemlisi de bir TÜRK-KÜRT KAVGASI BAŞLATMAK AMAÇLI TUZAK SORULAR soruyordu.

Bize yapılan saldırıları özellikle Kürtlerin yaptığına dair ağzımdan cevaplar almaya çalışıyorlardı.

Ben ise; “bize kimlerin hangi amaçlarla saldırdığını bilmiyoruz. Biz sivil bir toplum kuruluşuyuz. Sosyal kültürel ve sportif faaliyetler dışında hiçbir gayemiz yoktur. Ayrıca kuruluşlarımızda yer alan idarecilerimiz arasında Kürt menşeli arkadaşlarımız ve futbol takımlarımızda da Kürt kökenli birçok sporcu kardeşimiz mevcuttur. Bizim öyle Kürt-Türk ayrımı yapmak gibi bir düşüncemiz asla olmaz. Bizler ancak kardeşiz.” Şeklinde ifadelerde bulunmuştum.

Anlamıştım ki ORF kanalı Viyana’da Türk toplumu arasında bir kargaşa, bir kaos, bir çatışma ortamı hazırlayarak Türkleri ve İslam’ı özellikle Avusturya halkı nezdinde, kötü imaj bıraktıracak ve bir kardeş kavgasına zemin hazırlayarak birlik ve beraberliğimize darbe vurduracaktı. Çok şükür o tuzağa düşmedik. Bu yapılan röportaj daha sonra yayına sokulmadı.     
   


Bu saldırılardan sonra bir çare olarak şahsım Avusturya Türk Büyükelçiliğinden bir randevu talep ettim. Birkaç gün sonra çalıştığım işyerinde telefonla arandım. Telefonda Türk Büyükelçisi sekreteri, Avusturyalı bir bayan vardı. Bu bayan benimle Almanca konuşuyordu. Önce şaşırdım tabi. Yani Türk Büyükelçisi bir Avusturyalı bayan sekreter, benimle Almanca konuşuyordu. Kendi büyükelçimizin sekreterinin Türkçe yerine Almanca konuşması bana çok manidar gelmişti. Telefondaki bayan randevumuzun kabul edildiğini, gününü ve saatini bildiriyordu. Viyana Türk Büyükelçisi eski dışişleri bakanlığı sözcüsü ve Türk Devleti’nin ilk kadın büyükelçisi olan Filiz DİNÇMEN hanımefendiydi.

Ziyaretimizde bizi gayet nazikçe karşıladı. Biz de kendimizi ve faaliyetlerimizi anlattıktan sonra uğramış olduğumuz saldırılardan bahsettik. Bizim tek gayemizin Viyana’da yaşayan gurbetçi vatandaşlarımıza ve gençlerimize yönelik; inanç değerlerimizin öğretilip yaşatılması, nesillerimizin devletine, vatanına, milletine sadık bireyler olarak yetiştirilmesi olduğunu anlatmaya çalıştık. Yani bizler devletimizin yapması gereken faaliyetleri gönüllü yapmaya çalışan, tamamen milli, milliyetçi, muhafazakar insanlardık. Sayın büyükelçi bizi dikkatle dinledi ayrıca farklı taleplerimiz ile birlikte gerekli notları da aldı. Yardımcı olmaya gayret edeceğini söyledi. Ziyaretten sonra maalesef bizleri ne arayan ne de soran oldu.




Viyana’daki çalışmalarımız ile ilgili Sayın Aykut EDİBALİ’ye gerek yazılı gerekse telefonla bilgilendiriyordum. EDİBALİ, “evladım iş bu kadar tehlikeli boyutlardaysa eğer gerekirse faaliyetlerinizi sonlandırın. Sizin canlarınız her şeyin üzerinde.” Şeklinde bizleri korumaya yönelik şeyler söylediğini hatırlıyorum.

Ne olursa olsun faaliyetlerimize devam etmeliydik. Öncelikle Çınarspor’umuzu faaliyet gösterdiği ligten çektik. Başarılarıyla Viyana’da efsaneleşen takımımız maruz kaldığı sportif dışı saldırılara karşı tamamen korumasız olunca, can güvenliğinin olmadığı o ligde kalamazdı. Alınan bu kararın daha sonra çok daha hayırlı gelişmelere vesile olacağını nereden bilebilirdik?….

Kaldığımız yerden önümüzdeki sayıda devam etmek ümidiyle…

Sağlıcakla kalın….

Rabbimize emanet olasınız saygıdeğer okuyucularım….                                                         
  

Bu yazı 729 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum

Son Yazılar