BÜLENT OKUNAKOL

BÜLENT OKUNAKOL


HAYATIMIZA YÖN VEREN DEĞERLER – 21 KİMLERDİ BU GÜZEL İNSANLAR? YENİDEN MİLLİ MÜCADELECİLER

16 Mart 2021 - 23:21

Saygıdeğer okuyucularım,

Yazımızın 21. Bölümünde Milli Mücadelecilerin Avusturya / Viyana’da yaptığı faaliyetlere değinmeye devam edeceğiz. Hatırlayacaksınız Viyana’da başarıdan başarıya koşan, adeta efsaneleşen Viyana Çınarspor’un kuruluşunu ve ardından Çınar’ın bünyesinden doğan Yunus Emre İlim, Kültür Derneği (camii)’nden bahsetmiştik.

Bu arada bir hatıramı da nakletmeden geçmek istemiyorum. Viyana’da bölücü, sol fraksiyon mensubu örgütlerin bizlere yapmış oldukları saldırılardan sonra bir gün lokalimizin yatakhane kısmında kalan Kırşehirli İlyas …... adlı bir arkadaşımız bana gelerek; “-ağabey size kimlerin saldırdığını ve merkezlerini çok iyi biliyorum. İstersen seni oraya götürebilirim.” Dedi.

Bende arkadaşlarımla istişare ettim. Taksi şoförlüğü yapan idarecilerimizden Sivaslı Mesut ağabey; “sakın ha! Orasını bende biliyorum. Orası bu örgütlerin ana merkezi” dedi. Ben kararlı bir şekilde gideceğimi söyledim. O zamanlar cep telefonları yoktu. “Eğer 2 saat içinde dönmezsem emniyete gidebilirsiniz” diyerek yola çıktık. Metroyla yaptığımız yolculuktan sonra kocaman tarihi bir binanın önünde durduk. Devasa bir yapı ve büyükçe kale kapısını andırır bir kapısı vardı. İçeriye girdik. Genişçe bir bahçe bizi karşıladı. Her taraf kızıl bayraklarla, Lenin, Stalin, Mao gibi komünist liderlerin posterleri ve sloganları ile donatılmıştı. Kendimi komünist bir ülkede zannettim!...

İlyas arkadaşım ben beklerken içeriye girdi. Bazı şahıslarla görüştükten sonra beraber binaya geçiş yaptık. Orada beni tanıyan zaman zaman lokalimize de takılan kendini “metris cezaevi kaçkını olarak tanıtan” pos bıyıklı Veli adlı şahısla karşılaştık. Veli ile zaman zaman medeni bir şekilde fikirsel tartışmalarımız olur fakat hiçbir zaman sert müdahalelerimiz olmazdı. Veli’nin önderliğinde tüm binayı geziyorduk. Binanın içi muntazam bir şekilde donatılmış, yatakhaneler, yemekhaneler, lokaller, kütüphane, çalışma odaları, spor salonu, konferans salonu gibi birçok sosyal tesisin olduğunu hayretler içinde gözlemledim. Veli konferans salonunda İstanbul’dan gelen bir bayan konuşmacının olduğunu, istersem konferansa katılabileceğimi söyleyince, ben tereddütsüz kabul ettim. Orada bize saldırı düzenleyen şahıslardan da gözüm çarpanlar olduğu gibi, lokalimize sürekli çay içme, gazete okuma amaçlı takılan “Doğan isimli kılık kıyafeti, konuşması çok düzgün efendi görünümlü bir şahsı da görmüştüm. Doğan sürekli yüzünü benden kaçırıyordu. Benim üzerimde gezişen meraklı bakışlar umurumda değildi.

                Derken program başladı. Öncelikle yönetici tarafından “devrim andı” daveti yapıldı. En az 100-150 genç vardı salonda. Hep birlikte ayağa kalkıldı. Sol yumruklar havada haykırırcasına devrim andı içildi! Bu yeminden sonra salonda bir heyecan furyası yaşandı. Orada şunları hissettim. Özellikle Viyana’da doğup, büyümüş, kendi milli kültüründen ve inanç değerlerinden yoksun ya da ülkemizden bir şekilde buralara gelmiş, öğrencilerin, gençlerin bu merkeze gelip te bu imkânlardan faydalanıp, bu heyecanı yaşamasından sonra bu örgütlere katılmaması imkansız diye düşündüm. Konuşmacı bayan ülkemizdeki ve dünyadaki yaşanan siyasi gelişmeleri kendi bakış açıları açısından anlatıyor, konuşması kahrolsun faşizm gibi sloganlarla destekleniyor,  sık sık dostluktan, sevgiden, saygıdan, hümanizmadan bahsediyordu. Yazılı soru-cevap bölümünde “hümanizmadan bahsediyorsunuz. Bizlere geçenlerde yapılan faşizan saldırıları nasıl izah edersiniz?” diye bir not göndermeme rağmen asla cevaplanmadı. Ben göreceğimi görmüş, anlayacağımı anlamıştım zaten (……)


Bu ziyaretten sonra arkadaşlarımızla yaptığımız istişarelerde bizlere yapılan saldırıların gayesinin sebeplerini anlamış oluyorduk. Bizlerin faaliyet alanımız, faaliyet şeklimiz, metotlarımız, gençliğe verdiğimiz önem, yaklaşım tarzımız, sosyal, kültürel, sportif çalışmalarımız bu sol örgütlerin çalışma prensipleriyle benzeşiyordu. Onlar gayri milli, devlet düşmanı bizler ise milliyetçi, muhafazakâr, devletimizin sadık neferleriydik. Ayrıca bir iki Mücadelecinin başlattığı faaliyetler çığ gibi büyüyor, daha geniş kitlelere hitap etmeye devam ediyordu. Dolayısıyla bu alanda çok ciddi bir rakip ve engel görüldüğümüz aşikardı….

                Yunus Emre Camiinde değişik faaliyetler sürdürülürken, Burdurluların Viyana’da, Gölhisar ilçesinden büyük bir yoğunluğu vardı. Cemiyetimiz bünyesinde arkadaşlarımızla bu aileleri ziyaret ediyor, bir vakıf etrafında toplamayı düşünüyorduk. Uzun ve meşakkatli çalışmalardan sonra sanırım 250’nin üzerinde bir üyeyle “Gölhisarlılar Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfını” kurduk. Kurucu başkanlığını 2 sene ben yürüttüm. Bu vakıf çok hayırlı ve güzel hizmetlere imza atmış, memleketimizde bulunan mağdur, ihtiyaç sahibi birçok aileye ve öğrenciye ciddi destekler vermiştir. Gurbetçi cenazeleri için ayrıca bir fon oluşturulmuştu.



                Cemiyetimiz bünyesinde Kurban Bayramında, İtalya’dan getirdiğimiz küçükbaş hayvanlardan oluşan “Kurban kesim organizelerini” tertipliyor, köy çiftliklerinde gurbetçilerimize bu konuda da yardımcı olmaya gayret ediyorduk.

                Bizler 3. Kuşak Mücadeleciler olarak başta Aykut EDİBALİ ağabeyimizden telefonla aldığımız tavsiyeler doğrultusunda, Milli Mücadele’nin teşkilatlanma çalışmaları, metotları, stratejileri vs. gibi edindiğimiz intiba ve tecrübeler, Edibali’nin her Mücadelecinin el kitabı olan “Kadroların Vazifeleri” adlı kitabından aldığımız ilhamın verdiği birikimlerle, Allah’ın inayetiyle çalışmalarımıza devam ediyorduk. Çınarspor’umuzun bulunduğu ligden ayrılmasından sonra, kardeş İslami-milli kuruluşları ziyaret ediyor, tüm cemiyet ve cemaat gençlik faaliyetlerinin futbol takımlarının bir araya gelerek “ortak bir Federasyon” kurulma teklifimizi götürüyorduk. Başlangıç itibariyle bu çağrımız pek itibar görmedi. Bu çağrımıza sadece İslamische Union (İslam Birliği) Milli Görüşten ayrılan bir cemaat sıcak bakarak ortak çalışmaya hazır olduklarını bildirdiler. Bu birlikteliğimizi hayata geçirmek için ortaklaşa bir sosyal faaliyet organize etmeliydik öncelikle….



Çınar Spor – Yunus Emre Cemiyeti ve İslamische Union ortaklığında bir Fetih Şenliği ve Fetih Futbol Turnuvası tertipledik. Bu şenliğe tüm Milli, İslami kardeş cemiyetleri davet ederek, ortak bir organize olmasını teklif ettik. Ülkücü arkadaşlarımız olumlu yaklaştılar. Milli Görüş ve diğer cemaatler hayır cevabı verdiler. Programın kültürel bölümünde yer almayan bu cemiyetlerin futbol takımlarını turnuvaya davet ettik. Çoğu cemiyetin futbol takımları bağlı oldukları cemiyetin kararına rağmen turnuvada yer aldılar.

İlk defa Viyana Türk toplumu arasında böylesi bir programın icra edilmesi büyük bir sevinç ve takdirle karşılandı. Okunan marşlar, ilahiler, değişik yarışmalar, konuşmalar, 1453 fetih ruhunu Viyana’da dalga dalga yaşatmıştı. Başarıyla üstesinden gelinen bu faaliyetten sonra hedeflediğimiz federasyonumuzu hayata geçiriyorduk. Organize edilen Fetih Şenliğinin verdiği güven, ülkücü arkadaşlarımızın da bu federasyonda yer almasına kaynak teşkil etti. İşin tüzük, altyapı taslak çalışmaları, bizim tarafımızdan hazırlanıyor, sporcu, idareci kimliğimizin verdiği tecrübeyle bu hazırlıklar tamamlamıştık. Tabii bir sıkıntı vardı. Federasyon başkanlığını kim yürütecekti? Haliyle bizim dışımızda diğer iki cemiyet başkanlık konusunda mesafeli duruyor, herkes liderlik peşindeydi. Bunu bildiğim için şöyle bir öneri getirdim. Federasyon yönetimi ortak oluşturulsun, başkanlık sisteminin de üç cemiyet arasında dönüşümlü olarak yerine getirilmesinin en adil bir yaklaşım olacağını söyledim. Bizim bir beklentimizin olmadığını hangi cemiyet başkanlığı üstlenirse en büyük desteği vereceğimizi ifade ettim. Daha sonra İslamische Union Başkanı Faik Çıplak Bey federasyon başkanı oldu. Federasyonumuz “Avusturya Türk Spor Birliği Futbol Federasyonu adını aldı.”



2. Sene ülkücü arkadaşlarımız başkanlığı yürüteceklerdi. O sene çalışmalarımıza başladık. 10 takımlık bir lig oluşturduk. Tabi çalışmaları en büyük desteği biz veriyorduk. Organizeyi biz yapıyorduk. Başarılı bir şekilde sezon tamamlanmış, kardeş cemiyetler arasında bu vesile ile güzel dostluklar oluşturulmuştu. Gelecek sezon başkanlığı yürütecek ülkücü arkadaşlarımız, federasyon başkanlığını bizim devralmamızı gönüllülük esasıyla teklif ettiler. Sonra 3 yıl üst üste federasyon başkanlığını ortak kararla benim başkanlığımda götürdük.



Başarılı bir şekilde yürütülen bu faaliyetlerden sonra federasyonumuza başkaca takımlarda özellikle çalışmalarımızda mesafeli duran diğer cemaat takımları da bünyemizde yer almak için başvurmaya başladılar. Hemen hemen her cemiyet ve cemaatin temsilcileri federasyonumuzun üyesi olarak faaliyetlere katıldılar. Takım sayımız 20’lerin üzerine kadar çıktı. Biz de ortak kararla federasyonumuzun adını “Türk Spor Kültür Birliği” olarak değiştirdik. Tabi bu kadar kalabalık bir kitleyi organize etmek kolay değildi. Başlı başına bir mesai gerektiriyordu. O dönemler Türk futbol takımlarına, Avusturya spor kulüpleri tesislerini vermiyor, uzak duruyorlardı. Çünkü geçmiş yıllarda Türk takımları bu insanlar üzerinde çok kötü intiba bırakmışlar, kavga gürültülerle tesislere zarar vermişlerdi. Allah’ın izniyle bizler kurmuş olduğumuz sıcak girişimlerimiz ile zorlansak ta bu sıkıntıyı bir şekilde çözüyorduk. Maçların organizeleri, hakem tayinleri, gözlemciler vs. çok ciddi ve disiplinli çalışmalar gerektiriyordu.
Bu takımları spor sahalarında yarıştırırken kültürel alanlarda da mübarek ve milli gecelerde ortak programlarda buluşturuyor, yarışmalar gibi etkinlikler tertipliyorduk.



Fetih ve zafer şenlikleri ortaklaşa katılımlarla düzenli olarak yapılmaya devam edildi. Değişik vesilelerle futbol turnuvaları da organize edildi. Bu tip çalışmaların ana temelini “GÜVEN” dediğimiz olgu oluşturuyor. Samimi olacaksınız… güven telkin edeceksiniz… şeffaf çalışacaksınız… hesap verebilir olacaksınız… "İSTİŞARE" olmazsa olmazınız olacak en önemlisi de “ADALETLİ” bir yönetim anlayışınız olmalı. Çok şükür bizler bunları sağlayabildik ki; hiçbir alanda bir araya gelip ortaklaşa faaliyet yürütemeyen Türk toplumu cemiyetleri bizlere olan güvenleriyle bir araya gelmede bir sakınca görmediler. Bu birliktelik “dosta güven, düşmana korku” veriyordu elbette... Özellikle herhangi bir ortak davada bir araya gelebilen bölücü örgütlere karşı en iyi cevabı bu şekilde vermiş oluyorduk. Korkuları da zaten buydu. Bize yapılan saldırıların sebebi de Milli Mücadelecilerde gördükleri potansiyel tehlikeyi sezmiş olmalarıydı.



Federasyonumuz bünyesinde yer alan tüm kardeş cemiyet takımları ve diğer Türk toplumu kulüplerini şöyle sıralayabiliriz. 1.Çınarspor. 2. Yunus Emre Gençlik, 3. Ülküspor, 4. Yozgat Gençlik, 5. Kuba Gençlik, 6. Gençlerbirliği, 7. ATİB Gençlik, 8. Akdenizgücü, 9. Başakspor, 10. Hacı Bayram Veli Gençlik, 11. Sultan Ahmet Gençlik, 12. Tuna 22, 13. Sakaryaspor, 14. Akebe Gençlik, 15. Nurspor, 16. Kırşehirspor, 17. Doğanspor, 18. Çanakkalespor, 19. Genç Galatasaray, 20. Kültürspor, 21. Şahinspor, 22. Şöhretler, 23. Korneburg.

Tüm Türk toplumunu kucaklayan federasyonumuz tüm güçlüklere rağmen Rabbim’in inayeti ve rahmetiyle arkadaşlarımızın ve diğer tüm takım idarecilerinin sağduyulu gayretleriyle çok güzel hizmetler vermiştir.

Federasyonun çalışmalarında bize en fazla destek veren Yozgatlı yiğit, vefakar kardeşlerim Yunus Özel, Burhan Kayhan’a, Viyana’ya, tüm dostlarıma, ayrıca can dostlarım İbrahim KOÇ hocama, Ünal Kaya ağabeyime buradan kucak dolusu selamlar, saygılar gönderiyorum. Bu faaliyetleri yürütmemizde büyük emekleri geçen aramızdan ayrılan Alattin Koruk hocama da rabbimizden rahmet niyaz ediyorum.      

Çarşamba günü kaldığımız yerden devam etmek üzere….

Sağlıkla kalın, sağlıcakla kalın sevgili okuyucularım…       

YAZI DİZİMİZE YORUMLARIYLA DESTEK VEREN OKURLARIMIZDAN BAZILARININ MESAJLARINI DA BU BÖLÜMDE SİZLERLE PAYLAŞIYORUZ...     


       

    

 
 

Bu yazı 1169 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum

Son Yazılar