BÜLENT OKUNAKOL

BÜLENT OKUNAKOL


HAYATIMIZA YÖN VEREN DEĞERLER – KİMLERDİ BU GÜZEL İNSANLAR? YENİDEN MİLLİ MÜCADELECİLER... 28. BÖLÜM

11 Nisan 2021 - 15:11

Saygıdeğer okuyucularım,

Yazımızın bu bölümünde 2. Viyana muhasarasına dair araştırma yazımıza bu bölümde de devam ediyoruz. Belki “Milli Mücadeleciler” dizimizle ilgili Viyana Kuşatmasının ne alakası var diye düşünenleriniz olacaktır. 1683 2. Viyana bozgununun bizim tarihimizde yeterince incelendiği ve ibret alındığı kanaatinde değilim. Viyana kapılarında bırakılan Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkuresini iyi anlamak gerek. Geleceğimize yön verecek ibretler manzumesini yeniden belirlemek zorundayız. 1683 tarihi sadece Osmanlı-Türk Tarihinin değil, Dünya Tarihinin seyrini değiştiren en büyük tarihi olaylarından biridir.

Tıpkı 1812 tarihinde Napolyon’un Rusya’dan mağlup olup dönmesi, Almanların Avusturya ile birleşerek 1943 yılında yani Hitler’in dünyanın gördüğü en büyük savaşlarının birine sahne olacak Stalingrad yenilgisiyle 2. Savaşının seyri nasıl değiştiyse, bizim 1683 Viyana bozgunuyla tarihin akışı değişmiş, Osmanlı Efsanesi, Napolyon Efsanesi ve Hitler Efsaneleri çöküşe geçmişlerdir.

Dilerseniz 2. Viyana bozgununun sebeplerini kısaca tekrar hatırlayalım.

(bu konuda birçok tarihçi değişik rivayetlerde bulunmaktaysa da, konunun özü genelde aşağıda yazacağımız şekildedir.)

-Osmanlı İmparatorluğu dünyanın en güçlü devleti olarak tüm ihtişamıyla hüküm sürmekteyken tahda Padişah 4. Mehmet (Avcı Mehmet) oturmaktadır. Sarayda sadrazamlar ve vezirler arasında müthiş bir çekememezlik ve kıskançlık hâkimdir. Sadrazam Kara Mustafa Paşa nasılsa padişahı da ikna ederek Viyana’nın kuşatılması kararını aldırır. İstanbul'dan Padişah ile birlikte 200 Bin kişilik orduyla yola çıkılır. Belgrad’a kadar gelinir. Burada alınan ortak karar ve Şeyhülislam fetvası gereği Viyana Muhasarası gelecek yıl yapılacak olup Viyana önlerine kadar birkaç kalenin alınması ve Akıncıların yıldırma operasyonlarıyla yetinilmesi istenmiştir. Daha sonra 4. Mehmet’in payitahta döndüğü iddiaları ile birlikte  Viyana Muhasarası sırasında Belgrad Ormanlarında avlandığı da rivayetler arasındadır.

Kara Mustafa Paşa, alınan karara rağmen Viyana kuşatması kararını alır. Yani ne padişahı ne Şeyhülislam’ın fetvasını dinlememiştir. Ayrıca Budin Beyler Beyi İbrahim Paşa’nın, Kırım Hanı Murat Giray Han’ın, müttefik Macar Kralı Tökeli İmre’nin ve gene müttefik Erder Kralı Apafi Mihal’in ve diğer birçok paşa ve vezirin itirazlarını dinlememiş ve kendisine karşı çıkanları büyük hakaretlerle aşağılamıştır.  



Her halükarda 350 bin kişilik orduyla harekete geçilir. Viyanalılar bir sabah kalkınca; kurulmuş, 25 Bin Osmanlı çadırıyla karşı karşıya kalırlar. Kara Mustafa Paşa saldırıya geçmez. Sadece bir kaç top atışıyla gedikler açılmış, dehliz çalışmaları devam etmektedir. Viyana’nın teslim olması beklenmektedir. Avusturya Kralı 2. Leopol Prag’a kaçmış, Papalık kanalıyla diğer Hıristiyan Avrupa ülkelerinden yardım toplamaktadır. Viyana’nın düşmesi an meselesidir. Kara Mustafa Paşa bir türlü harekete geçmez. Çünkü bu güzel şehri barış yoluyla zapt edecek, şehrin tarihi ve doğal dokusuna zarar vermeyecek ve şehir sulh yoluyla teslim olduğu için askerin yağmalama hakkı olmayacak, ganimetler olduğu gibi hazineye devredilecektir. Kuşatmanın uzaması daha önceki kuşatmalarda büyük ganimetlere sahip olmuş Türk ordusu içinde huzursuzluğa neden olmuş, özellikle Kırım Hanlığı Ordusundan bu ganimetlerle yetinen askerlerden geriye dönüş için kopmalar yaşanmıştır.

Yenilginin en büyük sebeplerine gelince;

-Kahlenberg tarafından kaleyi kuşatmış Kara Mustafa Paşa, Kırım Hanına arkadan Avrupa içlerinden gelebilecek saldırıyı engelleme amaçlı Tuna Köprüsü üzerine inşa edilen Taş Köprüyü tutma vazifesi vermiştir. Daha önce savaşlarda süvari birlikleri ile en ön safhada çarpışan Kırım ordusu bu sefer geri plana itilmiş, ganimetlerden yoksun olacağı düşüncesi ve Kara Mustafa Paşa’nın, Kırım Hanına karşı yaptığı hakaretler sonucu, Kırım Hanı Giray Han, Lehistan Kralı Sobieski’nin büyük bir haçlı ordusuyla köprüden geçmesine izin verir. Savaşmak yerine bir tepeye çekilir yardıma gelen Alman ve Leh ordusunun geçişini seyreder. Bunun neticesinde Osmanlı Ordusu arka taraftan korunmasız hale gelir.

-Ayrıca Budin Beyler Beyi de benzer gerekçe ile Kara Mustafa Paşa tarafından aşağılanmışın verdiği duyguyla, gerekli mukavemeti göstermeyip 40 bin kişilik ordusuyla geri çekilir.

-Müttefik Hıristiyan ordularından birçoğu düşman saffına geçer. Bunun neticesi Kara Mustafa Paşa, kalan ordusuyla dirense de o da geri çekilerek Belgrad’a kadar döner. Orada İbrahim Paşa’yı idam ettirir. Bu sonuç üzerine Padişah 4. Mehmet saraydaki Mustafa Paşa muhalifi vezirlerinde kışkırtmasıyla Kara Mustafa Paşa’nın idam fermanını göndermiştir. Aslında çok değerli bir komutan ve devlet adamı olan Kara Mustafa Paşa, maalesef aşırı ihtirası ve tamahkârlığı yanında padişah ve Şeyhülislam’ın fetvasına asi gelmiş, yapmış olduğu stratejik birçok hata yanında beraber savaşacağı başta Budin Beyler Beyi olmak üzere, Kırım Han’ını birçok komutan ve veziri yanında diğer müttefik güçlerin krallarını hakir görerek onları incitmiş, gururlarıyla oynayarak yenilginin temellerini hazırlamıştır. Aynı zamanda her ne kadar dünyanın en güçlü ordusu olarak gösterilen Osmanlı Askerleri içinde çapulculuk ve yağmalamanın önüne geçilememiş askerler arasında büyük bir manevi yozlaşma başlamıştır.



"Hâlbuki daha önceleri aynı topraklardan geçen Osmanlı Askerleri üzüm yedikleri bağlara karşılığında altın kesesi asacak kadar büyük bir imana sahiptiler." Kara Mustafa Paşa gelen fermanla idam edileceğini anlar. Fakat hiç itiraz etmez kellesini uzatır. Bir rivayete göre 4. Mehmet’in almış olduğu bu karardan pişman olduğu, affı konusunda 2. Bir ferman göndermiş fakat çok geç kalınmış iş işten geçmiştir. Kara Mustafa Paşa, padişaha karşı kışkırtılmış, kendisinin büyük bir orduyla, Belgrad merkezli ayrı bir devlet kurma düşüncesiyle hareket ettiği iddialarıyla gözden düşürülmüş, haset ve kıskançlıkların kurbanı olmuştur.



Kara Mustafa Paşa’nın idamından sonra artık Avrupa’da Türk efsanesinin bitişi başlamış, Türk korkusu sona ermiş, (o dönem Avrupalılar çocukları bir zarar işleyince; “sus Türkler geliyor” diye korkuturlarmış.) dağılan Hıristiyan birlikleri toplanarak Türkleri yavaş yavaş Avrupa’dan çıkartmaya başlamışlardır.

Ayrıca 4. Mehmet olayında olduğu gibi padişahlar ordularıyla sefere katılmadığı için mağlubiyetler kaçınılmaz olmuş, Osmanlıda 238 yıl boyunca geri çekilme devam etmiş, ta ki Sakarya Meydan Muharebesine kadar…

Yazımızın bu bölümünde, Türklerin 1. ve 2. Viyana kuşatmalarının Avusturyalılar üzerinde bıraktığı tarihi korkuyu ve onun kültürel, siyasi yansımalarından bahsetmek istiyorum.

Burada da bir tarihi gerçeği de hatırlatmakta fayda var; Osmanlılar Viyana önlerine kadar çok ciddi direnişlerle karşılaşmaz. Bunun sebebi de Osmanlıların Katoliklerin sürekli baskısı altında olan, Ortodoks, Slavlara verdiği korumacı destek ve Ortodoksların bu güvenle Osmanlı cenahında yer almasına sebebiyet vermiştir. Yani Osmanlılar Avrupa’daki Katolik/Ortodoks mezhepleri savaşını mükemmel bir şekilde lehine çevirmiştir. 1. ve 2. Viyana Kuşatmaları, Avusturyalılar üzerinde o kadar büyük bir korku ve tesir uyandırmış ki; Avusturyalıların bunu unutması mümkün değildir. Onun içindir ki 62 yıldır kapısında beklediğimiz Avrupa Birliğinden, Türkiye’ye karşı en büyük mukavemeti Avusturya sergilemektedir. Günümüzde belki küçük bir devlet olan Avusturya bir zamanlar 50 milyona hükmeden “Habsburg İmparatorluğunun” merkezi ve Viyana da başkentidir. O kadar mağrurlardır ki “bütün dünyanın hakimiyeti Avusturya’ya aittir” sözünün Latincesinin baş harflerini armalarına yazacak kadar iddialı ve gururludurlar!…

Bu durum bizim Yavuz Sultan Selim’in “bu dünya bir padişaha çok ik padişaha dar gelir” sözünü ne kadar çok anımsatıyor bizlere...



Avusturya’nın değişik yerlerinde ve özellikle Viyana’da, Türk tehlikesini ve korkusunu unutmamak için yeni nesillere sürekli Türk ve Osmanlı düşmanlığını hatırlatacak yüzlerce eser meydana getirmişlerdir. (Tıpkı Japonların Amerikalıların Atom Bombası attığı Hiroşima ve Nagazaki kentlerinde o bölgeleri yaşatmaya çalıştıkları gibi.) Bunlardan Avrupa’nın en büyük kilisesi olan, Aziz Stephan Katedralini ele alalım. Bu kilise bir ilke imza atmış.  Türklerin Avrupa’ya yayılmasını engellemek üzere Haçlı Seferleri düzenleme fikri ilk kez bu kilisede dile getirilmiş, Osmanlılara karşı direnme konuşmaları yapılmıştır.   
ÇANLAR KİMİN İÇİN ÇALIYOR?

 
Bu kilisenin 20 tonluk çanı ise 2. Viyana Kuşatmasında, Türklerin bıraktığı yüzlerce topun eritilmesiyle 1711 yılında yapılmıştır. Ancak bu dev kilise çanı, bir müddet sonra kilise kulesinden düşer paramparça olur. Ülkenin en büyüğü olan bu dev çan Türklere karşı Avusturya’nın direnişini sembolize ettiğinden tüm Avusturya halkına üzüntüye boğar. Yıllarca Avusturyalılar bu üzüntüyle yaşarlar. 1952 yılında restorasyonu yapılan katedrale eski çanın kalıntıları bronz ile karıştırılarak bu dev çan bu gotik kilisesinin kulesine yeniden takılır. Burada ilginç ve ibret verici detayı da hatırlatmayı gerek duyuyorum.

Osmanlı kuşatmalarından bu tarafa Viyana’nın büyük kiliselerinde “Türk Saldırılarına karşı haber vermek amaçlı kilise çanları çalınırmış. Bahsettiğimiz bu katedralde çan çalmakla
görevli bir memuriyet tahsis edilmiş, bu karar 1960 yılında artık “bir Türk tehlikesi kalmadığı” gerekçesiyle belediye meclis kararıyla kaldırılmıştır. 
Viyana’yı gezenler orada ne denli “bir Türk sendromunun yaşandığını nasıl bir Türk korkusunun hissedildiğini rahatlıkla görebilirler.” 20 tonluk meşhur katedralin o çan seslerini kulaklarında, Türk korkusunu gözlerinde görüyor gibi olursunuz. Günümüzde dahi bu direniş Avusturya tarafından tüm Hıristiyan dünyasının nezdinde gururla dile getirilir. Biz olmasaydık Avrupa Türklerin eline geçmişti vurgusuyla kendilerine bir övünç payesi çıkartırlar. Tarih kitaplarında Osmanlı kuşatmalarını uzun uzun anlatırlar. Avusturya Kralı 2. Leopold ve Prens Eugene’den uzun uzun bahsederler. Bu iki kahramanları için şehrin değişik yerlerine büyük heykeller dikmişler bu heykelin birinde Prens Eugene’nin atının altında bir Türk askerinin ezilişi sembolize edilmiştir.
 

Viyana’nın kuşatmanın yapıldığı duvarlarında Osmanlı gülleleri korunmuş ve yüzlerce plaketlerle övünç dolu sözler yazılmış, bu plaketlerin birinde; “her Viyanalı Türkleri burada durduğu için gurur duyar” denmektedir.



O günü Osmanlı kuşatmalarını unutturmama amaçlı bir örnekle bu bölümümüzü tamamlayalım. Viyana’nın kuşatması sırasında Osmanlı ordusundaki lağımcıların patlayıcı yerleştirmek amacıyla gecenin geç vakitlerinde surların altlarını kazmaları sırasında bir fırıncıda çalışanlar durumu komutanlara haber vererek büyük bir tehlikeyi önlemişler, kahraman olmuşlardır. Bu anı unutmak istemeyen Avusturyalılar o fırını ayakta tutarak binasını koruma altına almışlar, binayı ve çalışanları abideleştirmişlerdir.



Bir Anadolu şehrinden çok daha fazla Osmanlı izini içinde barındıran Viyana’yı ibret ve hüzün dolu eserlerle anlatmaya devam edeceğiz.              

        Allah’a emanet olunuz. Aziz Okuyucularım.   

Bu yazı 611 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum

Son Yazılar