MEHMET ÇELİK (EYİSİ)

MEHMET ÇELİK (EYİSİ)

MİSAFİR KALEM

GAZ - (GAZINI ALMAK)

02 Mart 2020 - 14:18

    Elektirik yokken köylerde, kandillerine ve gaz lambalarına akşamdan doldurdukları "Gaz yağ"ları vardı şişelerinde. Bu fersiz ışıklarında gelinlik kızlar, çeyizlerini hazırlar koyarlardı çeyiz sandıklarına. 
    Analarımız bizleri doğurdu mu, emzirir kundaklar, kendinin ördüğü kolanlarla sırtına yüklenirler başlarmış günlük işlerinde çalışmaya. O anacıklarımız çalışırken eğilip kalktıkça biz çocuklarda içimizdeki gazımızı atarmışız sanıyorum. Bu eylem, şartların birbirini tamamladığı birer olgudur. Şimdiki doğan bebekler! Hele bir de obursa anasını sabırsızca nefes almadan iyice emiyor, sonra da oluyor karnı bir davul. Al sana iş. Ana baba başlıyorlar sırtını tepişlemeye gazını alıyorlar. Bebek dalıyor uykusuna. Bu işlem yaklaşık 6 ay severek öperek kaygılar içinde devam ediyor. Bebeğin gazını tamamen aldıklarını sanıyorlar. Oysa bebeklerin karnında, gazın bulaşığını silmek mümkün değil. " O GAZ", yaşam boyu insanların içinde durdukça, yıllanmış sirke gibi mayalanıp duruyor. İşte bu içimizdeki GAZ bulaşığı zaman zaman neler açıyor başımıza bir bilsek! 
    Biliyoruz GAZ yer altı madeni biraz daha işlenip şekilleniyor. İyi yönde kullanılırsa, mutfağımızda ve odalarımızın ısıtılmasında faydalı bir maden. Dikkat edilmez ise sanayi sitelerini havaya uçuruyor.
    Ticaret erbabı; Serbest ekonomi adı altında ticaret yapıyorlar. Bakmışsın kısa bir zamanda zengin olmuş. Müteahhitler de öyle. Allah verdi deniyor. Allah kulunun birini sefil gezdirirken diğerlerine torpil mi eder? Tövbe HAŞA. 
    Halkın sanatçıları olanlar, yıllarca halkının dilinde ve kitaplarda yerini korumaktadırlar. Sayın okuyanlarım sizlerle, bir düşünürün sözünü paylaşacağım. Halk kahramanları: Birileri için  ölenlerin ölümünün ölüm değeri, kuştüyü kadar hafif değersizdir. Ama, "halkı için dövüşürek ölenlerin ölümünün değeri ise "TAY" dağından daha yüksektir" diyor.
    Yıl 1985'ler köyümüzün muhtarı, korucuya köyün otlağını koruttu. Mayısın sonları, otlakta çayır otu diz boyu yükseldi. Bir akşam korucu tellalla korunun açılacağını anons yaptı. Sabah sığırlarımızı saldık çayıra. Sığırlar başını kaldırmadan yayılıyorlar. Bizler de 5-10 çoban oturduk ileri geri sohbet ediyoruz. Çoğumuz yetişkin aile sahipleriyiz. Azığımızı açtık öğle yemeğimizi yiyoruz. Azıklarımızda, haşlanmış yumurta, peynir yoğurt, yeşil soğan. Köylünün azığında başka ne olabilir. Köyümüzden orta yaşlı Ali dayı aramızda. Adamcağız fakir mi fakir. Altı çocuğuyla 5-6 dönümcük tarlasına buğday eker, yıllık yiyeceği ekmeği oradan alırdı. Ali dayının sığırları kış boyu yem samandan yoksunlar ki onun sığırları daha çok mutlular korunun otlarından.
    Çobanlar Ali dayıyı aldılar aralarına, sohbet sırasında herkes, "Ali ağa" diyorlar dayıya. Ben bakıyorum. Çobanların çoğu dayıyla kafa buluyorlar. İçlerinde 50'li yaşlı Hasan amca, her kelimede "Ali ağa Ali ağa" diyerek tekrarlıyor. Ali dayı da neşeli neşeli konuşuyor onlarla. Kendisi ile ilgilendiklerinden memmun görünüyor. Ben söze karıştım. Hepsi dinlediler. " Ali dayı ben sana Ali ağa demeyeceğim, çünkü sen ağa değilsin. Ali…. Soyadınla hitap edeceğim, ben seni bir fert insan olarak kabulleniyorum, saygı duyuyorum " dedim. Gözümün içine iyice baktı. Samimice, " Mehmet çavuş ben senin dediklerini de bunların ne demek istediklerini de  iyi biliyorum. Ama, "Ali ağa" deyişleri hoşuma gidiyor" dedi. Demek ki rahmetli Ali dayı, kimseye zarar vermeyen hayali bir Ali ağalıktan motive oluyormuş.
    Ruhbilimci akademisyenler alınmasınlar. Keşke ben de okusam bir eğitim alsaydım da, insan ruhunun derinliklerine inebilseydim. Bu yazımda, ben sadece insanların gaza gelip yozlaştıklarına değindim. Saygılarımla.

Bu yazı 211 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum