MEHMET ÇELİK (EYİSİ)

MEHMET ÇELİK (EYİSİ)

MİSAFİR KALEM

KÖY VE KOMŞULUK

04 Şubat 2020 - 10:53

    KÖY: Köy ile şehrin arasında "özellik" olarak dağlar kadar farklılığı vardır. Şehir, köylerin doğurduğu evrelerdir. Köy ana ocaktır. Kadimdir.
    Bir gün şehirde yaşayan birisine sordum, şehir yaşamı nasıl? Düşünmeden ulaşımını, pazarların alışverişini, sağlık imkanlarını, bürokrasisini, daha bir sürü övgüler. İnsanların komşuluğu nasıl dedim. İçini çekti, "kimse kimseyle selamlaşmıyor" diyerek.
Şehir yaşamını bildiğimi söylemedim.
    Şehir yaşamı evet bir yere kadar güzel. Güzel de, samimiyet içtenlik o insani değerler sıfıra iniyor, yok olup gider. O kalabalık şehir pazarlarında alıcılar, köy peyniri tereyağı ve organik sebzeler arıyorlar. Bulabilene aşk olsun. İşte bu ürünleri yetiştiren insanların, ürünleri de yaşadıkları mekanları da hem saf, hem de güzel. Hayvan tezeği koksun varsın oralarda.
    Köyler, yazının düzünde uzaktan geriden bakınca, uzun uzun selvileri, aralarındaki minareyi görürsün. Yaklaşınca ak sıvalı toprak damları, bacalarından tüten dumanları görünür. İyice yaklaşınca harman yerinde yayılan eşek sıpaları ve tavukları görürsünüz. Sokaklarına girdiniz mi, o eli öpülesi ninelerimiz dedelerimizle karşılaşırsınız. Güzel değil de nedir bu köyler. Şairimiz Necati Cumali'gil "Orada bir köy var uzakta, o köy bizim köyümüzdür. Gitmesek de gelmesek de o köy bizim köyümüzdür" diyen ozanımızdır. Rahmetler olsun üzerine. Memleketi için ahh ahh diyerek aramızdan cismen ayrılan Nazım'ımız ve İstanbul'una hayran Orhan Veli'miz vardır bizim. Köylerimizin de aşkına türkülerini söyleyen, gurbetlerde özlemini yaşayanların her biri, bizim ozanlarımız şairlerimizdir.
    KOMŞULUK: Anadolu köyleri, avrupa köyleri gibi seyrek değildir. Evleri birbirlerine yakın sıkcadır. Seslensen duyarlar sesini. Komşunun tavukları geçer gelir girer avluna, çocuklarının topu kırar evinin camını, olsun denir. Kırılmasın komşumun kalbi der evin anası. Hısımım olmasın varsın denir. Komşuluk sürer gider böylece. "Hani varya komşunun külüne muhtaçtır komşusu" sözü. İlkedir, kanundur bu söz. Hastalanılır doktora gidilir, bir yandan acilen haber gelir gidilecektir birkaç günlüğüne. Yakınından düğün davetiyesi gelmiştir, düğüne gidilir ailecek. Böyle günlerde komşusuna, "komşum al şu evin anahtarını Allah vermeye yangın olur su patlar biz gelene kadar buraları gözetle" denir. İşte buydu Anadolu köy komşuluğu. Masal değil yaşadık yaşanıyordu bütün bu güzellikler 2000'lere değin. Giderek kayışlar inceldi kopmak üzere.
    Günümüzde: köylerimizde her evin önünde eski model tofaş veya renault araba, o da dış patentli. Komşu komşularıyla konuşmuyorlar. Çoğu da hısımlarına dargınlar. Bir gün bakıyor komşusunun evi kapalı, birkaç gün sonra gelmiş. Nereye gidip geldiklerinden habersizler. O komşusu da komşusuna haber vermiyor olup bitenden. Köy komşuluğu bu hale geldi. Köylerimizin nüfusu azaldı. Komşusuna zarar verecek tavukları da kalmadı tavukları katlettiler. 
    O sevimli küçük yaramaz köy çocuklarının anaları babaları göçtüler, metropol şehirlerde iş arıyorlar. Köy evlerinin kapıları kilitli. Semalarında kırlangış sürüleri uçuşuyorlar, bakımsız bahçe ağaçlarının dallarına kumrular konmuş. Ali Kızıltuğ'un "Asrı Gurbet Harap Etmiş Köyümü, Bülbül Gitmiş Baykuş Konmuş Gel Hele" türküleri söyleniyor dillerde. Sevgili okuyanlarım içinizi kararttım. Özür dilemeye gerek var mı bilmem. Saygılarımla.

Bu yazı 230 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum