OSMAN AKKOÇ

OSMAN AKKOÇ


DAMAT TIRAŞI

09 Mart 2020 - 11:31

    Bu nerden çıktı Osman dediğinizi duyar gibiyim. Sizlere Gölhisar ve yöresinin her geleneğini, haberler dahil anlatmaya çalışıyorum. Daha arşivimde neler var neler. Elimden geldiğince yazmaya çalışacağım. 
    Damat tıraşı da bizim geleneklerimizden biridir. Çünkü evveli törenlerde yapılırdı. Tüm çocuklar damat tıraşının olacağı düğünün üçüncü gününü beklerlerdi. Çünkü akrabaları küçük te olsa bekleyen çocuklara para verirlerdi. Asıl amacı; "biz oğlumuzu büyüttük, adam ettik, sakalı çıktı. Yörede duyulsun, herkes duysun, şimdi de evlenme yaşına getirdik, askerliğini yaptırdık, ne mutlu bize vatana hayırlı bir evlat yetiştirdik." Diyebilmekti.
    Memlekete hayırlı olsun gibi anlamlar da taşıyordu. Damadın akrabaları ve arkadaşları arasında tıraşın parasını ödemek için bazen kavgalara giden tartışmalar olurdu. Berbere en fazla parayı veren ihaleyi alırdı. Yörenin en iyi berberleri seçilirdi, tıraşı o yapardı. Damat orada bulunan büyüklerin hepsinin elini öper, tıraş parasını veren kişi damadın kankası olurdu. Yani anlamı kan kardeşi. 
    Tıraş parasını veren yani KANKA, tıraş olurken damadın önünde oynar para asılır, bu paralar tabi ki davulcu ve zurnacının bahşişi olurdu. Gelin almaya gidildiğinde gelinin koltuğuna girer ata bindirirdi. Oğlanın kardeşleri de atın arkasından gider koruma görevi üstlenirlerdi. Hatta sivaf odasına damadın omzuna bir yumruk atılır, herkeste bunu tekrarlardı. Sabah olduğunda mahalledeki evler sırayla gezilir, komşuların elleri öpülürdü. Her ev sahibi  de para yada benzeri eşya vererek düşün sahibine ve damada yardımcı olurlardı. 
    Şimdi damadı anlattık. Gelelim geline;
    Bundan 60-70 yıl öncesinden bahsediyorum. Hısım akrabası törenlerle gelini hamama götürürlerdi. Gelin hanımı kokulu sabunlarla (tabi şampuan o zamanlarda yoktu) yıkanırdı. Yine gelin adayı hamamdan çıktığında tatar arabaya bindirilir, davul ve zurna eşliğinde kız evine götürülürdü. Akşam olunca hem yakım yakılır, hem de gelinin eline kına yakılırdı. Yüzü örtülü ellerini ve ayaklarını, avuç içlerine kına sürülür, bir bez ile elleri bağlanırdı. Sonra da yatağına yatırılan gelinin başında, annesi yada kardeşi başına bir iş gelmesin diye sabaha kadar beklerdi. Ardından gelinin yakınlarınca elleri yıkanır ve geline para verilirdi. Aynı zamanda gelin adayının yaptığı tüm el işleri PUSAT diye ayrı bir yerde asılır düğüne gelenlerce bakılırdı. Bunun yanında kız kardeşi varsa gelinin onun da el işleri bu pusatta gösterilirdi. O da gelen hediyelerden nasibini alırdı. Ne diyelim onlar ermiş muradına biz gelelim salavatına. 


ARAMIZDAN AYRILANLAR
    Ahmet IŞILDAR, Mahmut IŞILDAR
    İlkokul, ortaokul ve lisede beraber okuduğumuz Ahmet IŞILDAR, Altınyayla'da beş yıl beraber olduğumuz bu arkadaşımız Milli Eğitim Müdürlüğü de yapmıştı. Gölhisar'a bir çok hizmeti olmuş, Milli Eğitim Müdürü iken emekliye ayrılmış, bir hastalık sonucu da aramızdan ayrılmıştı. 
    Ahmet IŞILDAR; gayet sakin bir şekilde oturur, fazla konuşmaz, konuşanları dinlerdi. Bir şey sorulursa anca o zaman cevap verirdi. Bir sözünü unutmam; " Ben bir insanı dinler, onun karakterini, kültürünü, bilgisini öğrenirim. Ona göre cevap veririm." Derdi. 
    


Mahmut IŞILDAR ise Sağlık Kolejini bitirdikten sonra Gölhisar Hastanesinde görev almış, oradan da emekliye ayrılmıştır. Ahmet IŞILDAR'ın aksine konuşkan, etrafındaki insanlara fıkralar anlatırken güldüren, halk tarafından sevilen bir insandı. Halen sağdır, bu günlerde görünmüyor galiba Antalya'ya gitmiş. Her ikisi de büyük bir sülalenin fertleridirler. Erkek kardeşleri olan Celal ve Ünal IŞILDAR'ı da iyi tanırım. Ahmet IŞILDAR'a Allah'tan rahmet diler diğer kardeşlerine de uzun ömürler niyaz ederim. Hoşçakalın.
 

Bu yazı 376 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum