OSMAN AKKOÇ

OSMAN AKKOÇ


EL DEYİP GEÇMEYİN

06 Ocak 2020 - 17:57

Tabiatta yada insan vücudunda görüp te “HARİKA” demediğin bir şey var mı? Rabbim’in bütün yarattıkları insan oğlunu şaşkına çevirmiş, araştırmaya yöneltmiştir. Bugün tutma organımız “EL”’den bahsetmek istiyorum. Türkçe’mizde birkaç harf eksikliği bazı kelimeleri tam anlatmamızı sağlıyor. “EL” kelimesi bir anlamda yabancı, başka anlamında kullanılıyor. Ama ben tutma organımızdan bu azamızın yöremizde kaç yerde kullanıldığını, şimdiye kadar yaptığım araştırmalardan örnekler sunmaya çalışacağım.

“Bir elin nesi var, iki elin sesi var. El elden üstündür. Alet çalışır el övünür. Rabbe açılan eller. Elimde avcumda ne varsa verdim. Ele avuca sığmayan. Elde var bir. Elleri nasır tutmuş. El ele tutuşmak. El birliği yapmak. Elinden geleni yapmak. Eli böğründe olmak. El pençe durmak. El ile dokunmak. Konuya el uzatmak. Elleriyle koymak. Ellerin başın üstüne koymak. Elleriyle sırtını okşamak. El marifeti. Elleriyle sarmak. Elinden çekmek.(acı vermek anlamında) Elinden geldiğince. Elin beş parmağı aynı değildir. Elleri kınalı olmak. Eli belinde olmak. Elinde deliller bulundurmak. Başkalarının elinde olmak. Avucunda olmak. Kendi eliyle başına iş açmak. Elleriyle tırmanmak. El ense çekmek. Eli boş gelmek. El kadar ekmek için. Bir elin verdiğini öteki el görmemeli. Elinin ters yüzü. Elden ayaktan düşmek. El ayak çekilmeden veya el ayak çekildikten sonra. Yaradana el açmak.

El kelimesinin diğer adları da; Yad ve dest’tir. (Kaynak: Hocazade; 68)
Elimden gelse şöyle yapardım yada yapmazdım. El eylemek. El koymak. Elini çekmek. Elini ayağını denk tutmak. Eline, diline, beline sahip ol. (Edep kelimesinin baş harfleri olarak söylenir.)
El oğlu. El kızı. (bu deyim iki anlamada da yorumlanıyor.) El bebek, gül bebek. Elinde güllerle karşılamak. Elim ile verdiğimi ayaklarımla almaya gittim. Eli yüzü nurlu olmak. Elimden herşey gelmek. Elini kana bulamak.

Bazen araştırmakta olduğum bir konunun bitmesine az kala bir mucize gerçekleşir. O konuyu benimle bilmeden paylaşan ya bir kişi karşıma çıkar, yada bir yazısını görürüm. Hastalığım nedeniyle Ankara’dan, Bursa’ya gittiğimde mihraplı caminin bahçesinde gezerken “Yeni Asya” adında bir gazeteye göz atarken bir yazı ile karşılaştım. Yazının başlığı “Eller, eller” idi. Gerçekten şaşırdım. Keşke Yazının tamamını sizlerle paylaşabilseydim.

03.05.2012 tarihli bu gazetenin köşe yazarı değerli kişi Ali Rıza AYDIN, yazısından bir bölümü sizlerle paylaşmak istiyorum.

“El kadar bir ekmek için çok ellere muhtacız. Tarlanın sürülmesi, tohumun ekilmesi, mahsülün derlenmesi, arabacı, zahireci, değirmenci, fırıncı…. Birçok örnek verdikten sonra Ali Rıza AYDIN yazısını şöyle bitirmiş;
“Bunlar bilebildiğimiz, görebildiğimiz eller. Ya arkadaki el. Ya bütün ellerin elledikleri. Elleyip belledikleri. Hiçten yoktan var eden Halik-i Kerim’in Kadir-i Rahimin. Eli. Ömrümüzce bu ellere muhtacız. Bizi insan eden. Bize ikram eden. Bütün ellerin eline, nimetlerine erdiren. O zatı bilmeli müşfik elini görmeli. Öylece de ölmeli. İslam üzere, iman üzere elden ayaktan düşmeden.

Şahsım adına sayın Ali Rıza AYDIN’a saygılarımı sunarım. Diyebilirsiniz ki; “Yahu Osman! Asrın Sessiz Çığlıkları” başlığının bunlarla ilgisi ne? Bazı kişiler var ki Allah’ın bu mucizelerini görüp, başka konulara yöneltiyor. Allah’ın bütün yarattıklarında görülen bu. Harikaları inkar ediyorlar. Binde dokuz yüz doksan dokuzunu şaşkına çeviren bu konuyu maalesef aramızda konuşabilen çok az. Söylemek istiyorlar söyleyemiyorlar. Sessiz çığlıklarla bu işler hallolmaz. Binde  bir kişi kötü yönde sesli, 999 kişi iyi yönde sessiz kalıyor. Çığlık atsa da sessiz boşa.
Hoşça kalın…     
 

Bu yazı 205 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum