OSMAN AKKOÇ

OSMAN AKKOÇ


SAKAL MODASI ÜZERİNE

02 Ekim 2017 - 10:00

Saygıdeğer okuyucularım ben kimsenin giyimine, yaşam tarzına karışmadım, karışmam. Ne var ki son zamanlarda çevremizde gençlerimiz üzerinde gördüğümüz bazı değişimleri şahsımca yorumlamaya çalışacağım. Öncelikle erkek gençlerimizin çoğunda gördüğümüz saç-sakal modasına değinmek istiyorum. Televizyon kanallarında, medyada ve dizilerde de sıklıkla görüyoruz ki bir sakal furyasıdır almış başını gidiyor. Değişik tiplerde, modellerde sakal bırakmış birçok gencimize rastlıyoruz. İnsanların hangi niyette sakal bıraktığını bilemem. Dini kaynaklı, Peygamber Efendimiz'in (S.A.V) sünnetine uygun sakal bırakanları genelde hemen tespit edebiliyoruz. Diğer türlü sakal bırakanların niyetlerini okumak mümkün değil. Yanlış anlaşılmasın şahsım olarak saça ve sakala karşı değilim. Derli toplu, tertemiz bir şekilde bırakılan saç ve sakal belki saygınlık uyandırır. Yeter ki görüntü ve temizlik yönünden göze hoş gelmemiş olsun. Öbür yandan erkek gençler arasında bir küpe modası da zuhur etti. Toplumumuzda hiç te hoş karşılanmayan bu moda anlayışı da maalesef yaygınlaşıyor. Küpe takan gençlerimize niçin küpe taktıklarını sorduğumuz zaman onlardan aldığımız cevaplar hiç te tatmin edici değil, birçoğu işte deyip geçiyor. Anlayacağınız onlarda bilmiyor neden küpe taktığını. Kısacası, özetlersek saçta sakal da küpe takmakta bir özentinin sonucu.   YOK Kİ GÖRESİNİZ !   Değerli okuyucularım okulların açıldığı şu günlerde aklıma düştü. Bir öğretmenimizle ilgili bir köy kahvesinde yaşanmış olan hadiseyi sizinle paylaşmak istedim. Orman memurluğu yaparken tayin olup gittiğim bir yerde bizzat bu olayı yaşadım. Hatırladıkça hem hüzünlenir, hem de gülerim. Hikayemizde geçen öğretmen dışında tüm öğretmenlerimizi tenzih ederim. Muhakkak öğretmenlerimizin hepsi muhterem şahsiyetlerdir. Genelleme yapmadığımı belirtmek isterim. Tanıdığım yüzlerce başarılı, vefakar  örnek insan diyebileceğim öğretmenlerimizde var muhakkak… Hikayemiz köyün birinde geçiyor. Bir gün köy kahvesinde oturuyorduk. Okulda görev yapan öğretmenlerden birisi kahveye girdi, kendine bir çay söyledi. Hem çayını içiyor, hem de etrafı süzüyordu. Birden elinde çay bardağıyla ayağa kalktı; -" ey köy halkı elimdeki çay bardağını görüyor musunuz, karşıdaki ormanı, şu ağaçları, şu masayı, şu sandalyeyi de görüyor musunuz? "dedi. Kahvedeki oturanlar merakla ve hayretler içinde öğretmenin konuyu nereye getireceğini beklerken; "- evet görüyoruz ! Diye cevap verdiler. Öğretmen yılışarak, birazda kendinden emin bir vaziyette; "- Elbette göreceksiniz. Çünkü hepsi karşımızda duruyor."  Ardından kahvede buz gibi bir hava estiren bir soru daha yöneltti kahvehane halkına. Gururlu bir şekilde. " - Pekala Allah'ı da görüyor musunuz? Köylülerin hiç beklemediği bu soru karşısında afalladıkları, şaşkın gözlerle bir öğretmene, bir de birbirlerine baktığı görüldü. Kahvehanenin içinde bir homurtudur aldı gitti. Bu şaşkınlık birkaç dakika daha sürdü. Bu şaşkınlıktan istifade eden öğretmen; "elbette göremiyorsunuz, yok ki "dedi. Şaşkınlıklar içinde belki öfkeli, belki çaresiz bir şekilde bekleşen köylüler ne yapacaklarını, ne söyleyeceklerini bilemez haldeyken, kahvenin penceresinden başını içeri uzatmış bir öğrenci;  "bi dakika bi dakika" diye bağırarak içeriye girdi.  "- Ey amcalar ey ağabeyler beni görüyor musunuz? Karşıdaki ormanı, ağaçları, şu masayı, sandalyeyi hep görüyorsunuz değil mi?"  Sorduğu her soruya toplu bir şekilde; " - Evet ! " karşılığı aldı kahve halkından. "- Pekala şu öğretmenimizi de görüyor musunuz?  Tekrar gür bir şekilde: " - Evettt ! Cevabnı  aldı. Ardından şu müthiş soruları ilave etti: " - Pekala, öğretmenimizin beynini görüyor musunuz? Kahvedekiler hep bir ağızdan:  " - Hayırrr! dediler. Çocuk en son olarak ta; " - Öğretmenimizin aklını da görüyor musunuz? Yeniden gür bir şekilde: " - Hayırrr!" sesi yükseldi. Bu akıllı çocuk, bir öğretmene baktı, bir de köy halkına. Kendinden emin bir şekilde; " - Elbette göremiyorsunuz. ÇÜNKÜ YOK Kİ ! " dedi. Bu soru ve cevaplardan sonra kahvehaneden bir kahkaha sesi yükseldi. Herkes bu akıllı çocuğu sevinçle tebrik ediyor, bağrına basıyordu. Sakallı, yaşlı ihtiyarlardan ağlayanlar dahi vardı. Bu tablo karşısında ne diyeceğini şaşıran öğretmen ardına bakmadan kahvehaneden kaçarcasına çıktı gitti…

Bu yazı 16144 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum