OSMAN AKKOÇ

OSMAN AKKOÇ


“UZAKTAKİ DAVULUN SESİ (KULAĞA)HOŞ GELİR"

11 Mayıs 2015 - 10:25

Sevgili okurlarım; Bu hafta sizlere, ülkemizde  konuşulduğu üzere, yöremizde de konuşulan bir deyimimizin, hikayesini anlatmaya çalışacağım. Bu deyimimiz, bir işin, bir olayın, içinde bulunmayıp ta, o işi yapanlar tarafından işin zorluğunu anlatmak için kullanılır. Örnekler verecek olursak; "soğanın acısını, yiyen değil doğrayan bilir", "ateş düştüğü yeri yakar" gibi daha bir çok örnekleri vardır

 

Davul; Ülkemiz insanlarının en eski sazlarından birisidir. Zurna davuldan sonra icat olsa da, davul bir çok konularda kullanılmış, ilan gibi işlemlerde baş köşeye oturmuştur. Davul, çeşitli konularda, çeşitli konuların, imalı anlatımlarında kullanılmıştır." Davul bile dengi dengine çalar" deyimiyle, eşitliğin, eşit olmanın güzelliğinden, şartından bizlere örnek verilmeye çalışılmıştır. Davul, eğlencelerimize girdiği gibi, dinimize de, ordumuzu da, sosyal yaşantılarımızı da etkilemiştir. Mehter takımıyla askerler coşturulmuş, Padişahların ilan tellallığını da üstlenmiştir. 

 

Sözümüz davuldan açılmış iken, biraz sizlere ilçemizden ünlü eski davulcularımızdan bahsedeyim: Yıllar önce ben şimdi anlatırken hatırlayacaksınız, Horzum ve Konak Mahallelerinin en ünlü davulcularından. M. Ali ERTEN VE MEMİŞ DAYIMIZI UNUTUP GİDİYORUZ. Yıllarca Ramazan davullarını, gece-gündüz, kar-kış demeden çalan, ilçemizde bir çok insanın düğününü yapan bu kişilerimizi buradan anarak, onların unutulmamalarını istedim. Allah ikisini de rahmet eylesin. (Amin) 

 

Yusufçalı Kara Mehmetler gibi, yöremizin bir çok davulcuları vardır. Hatta ilçemizde, DAVULCULAR diye sülale lakabı dahi konmuştur. Size gençliğimde yaşanan bir olaydan bahsedeyim: Biz çocuk iken zurna çalan bir kişinin karşısına geçer muziplik olsun diye limon yemeye başlardık. Zurna çalan kişinin karşısında limon yenirse zurnacı zurnayı çalamaz, yarım saat beklerdi. Davulcusu arkamızdan koşar tutarsa dayak yerdik. İlçemiz ve köylerinde 1950-1960 yılları arasında bir kişi hırsızlık yapar yakalandığı zaman, çaldığı şey boynuna asılır, jandarmalarla sokak sokak davullar eşliğinde gezdirilir, halka teşhir edilirdi. İlçemizde böyle bir çok örnek yaşanmıştır.

 

Sevgili Okurlarım, yöremizde davullar hakkında, bazı batıl inançlarımız vardır. Düğün esnasında davul, çalınırken yarılırsa, o evliliğin uzun sürmeyeceğini söylerler. Çılbırı kırılırsa çocuklarının olmayacağını, tokmağı kaybolursa, kadının evliliğe hakim olacağını, zurnacı hasta olursa, bu aile kuracak evlenecek kişinin fazla geliri olmayacağına, zurna kırılırsa, evlenen kişilerin bir hastalığa yakalanacağını öngörürler. Bunlar batıl inançtır. Böyle bir olay şimdiye kadar yaşanmamıştır. Yaşanmış ise de ben duymadım.

 

Şimdi sizlere, Yamadılı Fevzi'nin Babası Yusuf Dayımızdan dinlediğim bu deyimimizin hikayesini aynen aktarıyorum. 1967 yılında, bir ihbar üzerine bir evde kaçak orman emvali olduğu ihbarı üzerine gittiğimizde, bu amcamız; bir konu üzerine, bir ağanın kızını, fakir bir kişinin oğlu kaçırır, bir çok kişinin ön ayak olması sonrası ağa kızını vermeye razı olur. Fakat ağanın bir çok şartı vardır. Şu kadar altın, şu kadar mal, vesaireden sonra. "Beş davulcu, beş zurnacı benim için, beş davulcu beş zurnacı oğlan evi için çalacak, düğün benim evimde yapılacak, bunların parasını oğlan evi ödeyecek" demesi üzerine, şart kabul edilir. On davulcu, on zurnacı gelir, bu davulların sesi etraf köylere kadar yayılır. Köylüler şaşırmışlardır. Bu kadar kulağa hoş gelen bir davul sesi duymamışlardır. Kim bu davulcu diye gelip baktıklarında; bu kadar davulun ve zurnanın aynı anda çalındığını görünce şaşırırlar. Övgüler yapmaktadırlar. 

 

Bunlara karşılık, oğlan evinin babası " uzaktan davulların sesi hoş gelir, siz gelinde benim içime bir sorun, yanıyor içim yanıyor, bunların parasını nereden bulup ta ödeyeceğim, yandım Allah yandım" diye dert yanınca; bu herkes tarafından konuşularak zamanla tüm çevre yöreye yayılmış, bu deyim oluşmuştur"  dedi.

 

Bu yazı 4136defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum